Dennis Villeneuve’nin gizemi: “Enemy / Düşman”

April 14, 2014 | 1 Comment »

Bazı yönetmenler vardır, ilk filmini veya ilk bir kaç filmini izlersiniz ve ardından kendinize “bu yönetmeni” takip etmek, sonraki filmini de izlemek gerek” dersiniz. Benim Dennis Villeneuve için aklımdan geçen tam da bu olmuştu yıllar önce filmekiminde de  gösterilen Polytechnique (2009) filmini ve ardından gelen ve istanbul film festivalinde de gösterilen başyapıtı “Incendies (2013)” izleyince.

Dennis Villeneuve Kanada’nın günümüzdeki en yetenekli yönetmenlerinden biri. Özellikle 2009 yapımı “Polytechnique” filminden sonra çektiği, aynı zamanda en iyi yabancı film dalında oscara da aday gösterilen Lübnan iç savaşından başlayıp Kanada’ya uzanan ve olağanüstü bir drama olan “Incendies (2010)” ile kendinden çokça söz ettireceği zaten belliydi.

Dennis Villeneuve’nin sinema çevrelerinde adını pekiştiren filmleri ise son iki filmi ve bu yıl istanbul film festivali’nde bu iki filmi birden programda yer aldı; bunlardan biri suç ve gerilim filmi “Prisoners (2013) / Tutsak” diğeri ise “Enemy (2014) / Düşman”.

“Enemy / Düşman” festival kapsamında haftasonu Atlas sinemasında festival seyircisinin karşısına çıktı. Film ile ilgili öncelikle şunu söyleyeyim: şu ana kadar 33.istanbul film festivalinde gösterilen, izlediğim yaklaşık 15 film içinde en gizemli ve atmosferi en karanlık olan film Enemy / Düşman oldu. Anlaşılması zor, seyirciden bulmaca çözmesini talep eden ama bu çözüme yönelik olarak da seyirciye çok görünür ipuçları sunmayan onun yerine semboller ve açık uçlu sahneler vermeyi tercih eden bir karanlık atmosferli bir film. Dolayısıyla film sonrası bile kafanızı kurcalayan cevap bulmaya çalıştığınız sorularla dolu bir yönü var.


Filmin senaryosu nobel ödüllü portekizli yazar José Saramago’nun 2002 yılında yayımlanan “The Double” isimli novellasından serbest bir uyarlama. Toronto’da bir üniversitede tarih dersleri veren Adam Bell, bir gün arkadaşının tavsiyesi üzerine izlediği bir filmde bir adam görür. İlginç olan ise yan rollerden birini oynayan oyuncunun (Anthony Claire) Adam Bell’e birebir benziyor oluşudur. Bu “aynılıktan” yola çıkan Adam Bell oyuncuyu bulmaya ve onunla görüşmeye karar verir. Olaylar Adam Bell’i karanlık ve ürkütücü bir alana çeker.


Tıpatıp aynı iki karakterinin mücadelesi edebiyatta da sinemada da daha önce defalara işlenmiş bir konu. Bu yönüyle aynı isimli Dostoyevski novellasından uyarlanan ve şubat ayında istanbul bağımsız filmler festivalinde de gösterilen “The Double” filmi ile ortak noktalar da söz konusu. Bu ortak noktaya karanlık ve kafkavari atmosfer dahil.

Oyunculuk performansı olarak “Enemy” tamamen Jake Gyllenhaal’in omuzlarında ilerleyen bir film. Bunda şüphesiz iki karakteri birden canlandırmasının etkisi büyük. Aslında Dennis Villeneuve ile Jake Gyllenhaal’in kimyaları birbirini tutmuş durumda. Enemy’den sonra çekilen Prisoners / Tutsak filminde de beraberler. (Enemy filmi Prisoners’dan önce çekilmiş olmasına rağmen gösterime girmesi Prisoners’dan sonra oldu.).


Anlaması ve değerlendirmesi zor bir film olduğundan konu ve sahnelerle ilgili “spoiler olur mu” diye düşünmeden yazdığımdan filmi izlemeyi düşünenler bundan sonraki kısmı filmi izledikten sonra okuyabilirler.

Filmde bu karanlık ve ürkütücü alanın ne olduğu, niye olduğu ve filmin sonuna dair net bir veri maalesef yok. Hatta belirli bir konunun olmadığını ileri sürenler de var. Adam ile kendisine aynıyen benzeyen Antony’nin iki farklı kişi mi yoksa aynı kişinin iki farklı yanı mı (tek kişilik bölünmesi) ya da olayların bir kısmının rüya veya Adam’ın (veya Antony’nin) hayal alemi mi olduğunu ayırt etmek pek kolay değil. Film boyunca Adam ile Antony’nin aynı sahnede görüldüğü yerlerde 3. kişiler hiç yoktu.


Neden Adam Bell’e birebir benzeyen biri var? Tarih derslerinde “Diktatörlük ve Totaliter Rejimleri” işleyen Adam’ın replikleri konuya dair birşey anlatıyor olabilir mi? (“bütün totaliter rejimler insanları pasifize etmek üzerine kuruludur ve bu strateji tarih boyunca hep kendini tekrarlar, bir modeli (pattern) takip eder. Bütün totaliter rejimler sansürü kullanır, bireysel düşüncenin ifade edilmesini engellerler” gibi replikler ). Filmin sembolik dilinde önemli bir yer işgal ettiği görülen ama “neyi anlattığını” tam anlaşılamayan “örümcek” sahneleri bize ne söylüyor? Ya toronto şehrinde görülen devasa örümcek metaforu?


Kuşkusuz Adam Bell’in tekdüze ve hayattan gerekli tatmini tam alamayan bir karakter oluşu (tekrarlayan tarih dersleri, okul ve ev arasında süregiden rutin yaşamı vs) ile beraber gelen bir kimlik bunalımı olarak da okumak mümkün bu filmi. Bu okumada muhtemelen tek kişilik bölünmesi ile iki aynı karakteri açıklamak mümkünken, örümcek metaforunu da “aynı bozukluğun” yansıması olarak da görebiliriz. Kimlik krizi içindeki Adam’ın gördüğü örümcekler krizin onun psikolojisinde yarattığı soruna tekabül ederken, şehirde görülen devasa örümcek acaba Adam Bell’in tarih derslerinde değindiği “totaliter rejimler ve diktatörlük” ile alakalı olarak demokratik düzenden totaliter rejime gidişlere bir gönderme olabilir mi?

Enemy / Düşman her sinema seyircisinin sevebileceği bir film değil ama eğer bol simgesel anlatımlı, cevapların açıkça görülemediği ve açık uçlu filmlerden hoşlanıyorsanız,  filmi seveceksiniz. Ayrıca, Dennis Villeneuve’nin sinema yolculuğunu takip etmek için de önemli bir basamak bu film.

İyi seyirler, keyifli festivaller!