Özgürlüğe giden yol saçmalıktan geçer!

October 6, 2009 | No comment »

Nasıl yani öyle şey mi olur demeyin. Neden olmasın?

Başlayalım.

Doğası gereği özgür bir ortam olması gereken internet ortamı bizim buralarda, devletin bir sabah uyanıp “internet diye birşey varmış, dur bir düzenleyivereyim onu” diye devreye girmesiyle bambaşka biçimler almaya başladı.

“Bu bir sansür kanunu değildir” diyen devletimiz bize yine yalan söyledi.

“Bu kanun keyfiyete sebebiyet verir”, “Bu bir sansür kanunudur”, “Yargı sisteminde internet uzmanları olmadıkça bu sorun çözülemez” diye feryat figan edenler ettikleri feryatlarla kaldılar, kanun tasarısı yasalaştı ve bizler için yeni bir evre başladı; yasak siteler ve 5651 sayılı kanun dönemi…

Önceleri aşırı marjinal bir iki siteyi kapatmakla başlayan yasaklar zinciri 5651 sayılı kanunun onaylanmasıyla birlikte bir ahtapot gibi tüm sanal alemimizi kuşatmaya başladı.

Ne yana dönsek yasak ve nereyi ziyaret etsek mahkeme kararları.

En son olarakda hatırlayacaksınız myspace ve last.fm devletimizin gözünden kaçamadılar, kapatıldılar. Bu satırlar yazılırken “büyük gözaltının” devam ettiği, eşcinsellere yönelik iki sitenin ve farmVille oyun sitesinin kapatıldığı bildiriliyordu.

Bu ülkede facebook, gmail ya da google arama motoru kapatılmadan internet sansürü ve yasakları sorunu çö-zü-le-mez. “iyi ama facebook’un veya gmail’in kapatılması tam bir saçmalık olur” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam işte gelmek istediğim nokta da orası.

Eğer yanlış bir uygulamayı haklı / mantıklı gerekçeler ve uygulamalar ile ortadan kaldıramıyorsanız, devamında yapılacak en mantıklı hareket “saçmalığın gücüne” sığınmaktır.

Sansürden rahatsız olan, internetine dokunulmasını istemeyenler…

Facebook’un kapatılması için elinizden ne geliyorsa yapın…

Gmail veya Google arama motorunun kapatılması için elinizden ne geliyorsa yapın…

Bu ülkede en çok ziyaret edilen sitelerin kapatılması için elinizden ne geliyorsa yapın…

Saçmalığa ulaşmadan, internetimize özgürlük yok!

Özgürlüğe giden yol saçmalıktan geçer!

—————————

Internet Yasakları ve Zihniyet Meselesi

June 8, 2009 | 1 Comment »

Mustafa Akgül hocamın “İnternet Yasaklarıyla Mücadeleye devam!” başlığıyla başlayan ve “İnternet Yaşamdır” diye biten yazısı bize yine hatırlatıyor ki hala en temel haklardan birisi olması gereken internet ve internet içeriğine erişim bizim buralarda hala arkaik bir zihniyetin esareti altında. Şimdi burada 5651 sayılı kanunu veya erişim engellenmesine olanak tanıyan diğer kanun maddelerini tartışacak değilim.(Onları tartıştık zaten : 1, 2, 3) O noktada söylenecek şeyleri başka zaman söyleriz yine ama biz biraz şu ”zihniyet meselesine” bakalım. Akgül hocam pratik ve sonuca yönelik önerilerini özetlemiş ve “nesne temelli filtrelemeden” bahsetmiş. Aslında biraz evrensel hukuktan anlayan, biraz teknolojiden haberdar herkesin buluşacağı çok mantıklı öneriler. Üstelikde “kanundan” ziyade “yönetmelik” ile düzenlenebilecek bir uygulama gibi de duruyor. Ama sorun bana göre orada değil. Sorun zihniyette.

5651 sayılı kanun ve erişim engellenmesine olanak tanıyan diğer kanunlar ve bunu uygulamak / düzenlemekle görevli Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ve de sivil toplum örgütleriyle yapılacak kısa ortak bir çalışmanın çok değil birkaç günde çözebileceği bir sorunu “çözümsüzlük”e hapsetmiş durumdayız tıpkı diğer birçok sorunumuzda olduğu gibi.

YouTube ve diğer başka popüler sitelere erişimlerin engellenmesine karşın toplumdan yükselen tepkiler e Bilişim ve İletişim Teknolojileri Kurumu 26 Aralık 2008 tarihli basın duyurusuyla cevap verdi. Cevap metnindeki bir ifade zaten zihniyeti yansıtıyor:

Erişim engellemeye konu katalog suçlarının genişletilmesi” yasama sürecinde de dile getirilmiş, 12/04/2007 tarihli Adalet Komisyonu Raporunda “İnternet ortamında yapılan ve konusu suç oluşturan içeriğe sahip yayınlarla mücadelenin etkinliğini sağlama bakımından başlangıçta katalog içerisinde yer alan suçların sayısı mümkün olduğunca sınırlı tutulmuştur.” şeklindeki önemli tespiti dikkate alınmalıdır.”

Web 2.0 dediğimiz kavramın ne olduğundan bihaber, içeriklerin artık yayıncılar tarafından değil kullanıcılar tarafından oluşturulduğu dolayısıyla yayıncı ile mücadele etmenin anlamsız olduğu, eski basılı yayınlardan kalma alışkanlık ve ezberlerin bir anlam ifade etmediği, bilgi çağı dediğimiz bir zamanda içerik engellemekle yayın engellemek arasındaki farkı bilmeyen, bir suç için ceza biçerken suçla ilgisi olmayan diğer insanlara zarar vermenin evrensel hukukta yeri olmadığından bihaber bir zihniyetin yansımaları. Yani amaç içeriğe erişimi kısıtlamak değil, yayıncıyı cezalandırmak ama bilgi çağında yayıncı kullanıcılar olduğundan biz kendi kendimizi cezalandırıyoruz.

Aksi halde siz düşünebiliyormusunuz ki Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu gibi ”güzide” ve alanında uzman “90 adet memur” bu işe teknik bir çözüm bulamasın. Yok eğer zaten onlar teknik çözümü bilmiyorlarsa ve bu sebeple yayınladıkları yönetmelikte IP ve Alan Adı temelli olarak iki adet erişim engelleme yöntemi belirlediler ise durum internet yasaklarından daha vahim demektir benim güzel ülkem için.

Yine BTK nın aynı basın duyurusunda Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) örgütünün verilerine atıf yaparken acaba bu 90 adet güzide uzmanımız aynı örgütün sitesinde yer alan şu yazıyı okudular mı acaba?

YouTube completes a year of being blocked in Turkey

http://www.rsf.org/YouTube-completes-a-year-of-being.html

Mustafa hocam, eğer olay teknik yönetmelik boyutundaysa elbette sizin değerli önerileriniz pratik ve uygulanabilir çözümlerdir amma velakin yok eğer olay üzüm yemek değil bağcıyı dövmekse, işte o bir zihniyet sorunudur ve kurallardan önce zihinlerin değişmesini gerektirir. Bilmem siz ne düşünürsünüz?

Başbakanının konuyla ilgili sorulara “ben erişiyorum, sizi bilmem” diye cevap verebildiği, kanun yapıcının kanunu hazırlarken “bir bilene soralım” bile demediği, mahkeme hakimlerinin internetin doğasından bihaber olduğu, ilgili kurumun(BTK) “valla ben kanunları uyguluyorum gerisine karışmam” diyebildiği, sivil toplum örgütlerinin site kapattırmak için birbirleriyle yarıştığı bir ülkede “ortak akıl” bulunabilir mi?

Neşeli pazartesiler,

Erhan Ekici