Posts Tagged ‘ece temelkuran’

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

Friday, July 26th, 2013

Bundan yaklaşık üç yıl kadar önce gazeteci Ayşe Karabat’ın ilk romanı “Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri” kitabı hakkındaki düşüncelerimi yazarken yeni bir roman okumanın heyecanından, okurun tat alma isteğinden ve –bu anlamda- yazardan umutlu olup olmadığından bahsetmiş ve bu konuda Tomris Uyar’ın tavsiyesine kulak kabartmıştım.

Edebiyatımızın -kendi deyimiyle- “asi ve uyumsuz” yazarı Tomris Uyar’ın bu konuda şöyle bir tavsiyesi vardır:

“Eğer daha önce okumadığınız ama -nedense- pek umutlu olmadığınız bir yazarı okuyacaksanız cin tonikten şaşmamalısınız. Çabanızı kolaylaştırmak adına Shirley Bassey, Charles Aznavour, Edith Piaf gibi nesnelleşmiş, üstelik hafif ticari bir “ses” dinleyin. Beni okuyacaksanız bir rom koyun lütfen (aslında rakıya da razıyım),… bir de Billie Holiday (Hafız Burhan’a da razıyım). sağolun!”

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

Ece Temelkuran ve ikinci romanı “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”. Kitap, Temelkuran’ın ikinci romanı, “roman” anlamında çok da umutlu olmadığım bir yazar da söz konusu. Tomris Uyar’ın tavsiyesi ışığında, elde kahve ve fonda Fayrouz dinleyerek okumakta karar kıldım.

Neden çok da umutlu olmadığıma gelince..

Ece Temelkuran’ın ilk romanı “Muz Sesleri” Ocak 2010’da yayımlandı. Denk gelmiş, alıp okumuş, okuma sonrası da Beyrut’un yolunu tutmuştum. “Muz Sesleri” ben de tat bırakmak şöyle dursun, -açık ve dürüstçe- “böyle roman mı yazılır” hissi oluşturmuştu. Kitap hakkında günlüğe şunları not almışım “Muz Sesleri” için:

“Ece Temelkuran, belki başarılı bir gazeteci, belki iyi köşe yazıları da yazıyor ve belki güzel araştırma kitaplarına da imza atıyor fakat tüm bunlar iyi bir roman yazmak için yeterli olmuyor maalesef. İlgi çekici bir şehir var, Beyrut, Oxford ve Istanbul üçgeni ve farklı kökenlerden karakterler arasında doğu / batı ayrımını işlemek, ortadoğu’ya dokunmak kolay olmuyor. Yer yer didaktizme kaçan noktalar, derinlikten yoksun kalmış, yoksun kaldığı için de oturmamış karakterler okuma sonrası “roman” tadı vermiyor / veremiyor. İyi niyetli bir çaba belki var ama roman yazmak başka bir şey ve maalesef iyi niyet yeterli olmuyor. Bu anlamda yer yer ilginç diyaloglar ve tasvirler ile –meraklısı için- alıntılık cümleler olsa da kitap ‘roman’ olmasının hakkını verememiş.”

Gelelim Temelkuran’ın ikinci romanına “Düğümlere Üfleyen Kadınlara”…

“Bir kadının kalbini fena kırmış bir adam… O adamı öldürmek için çölü geçmeyi göze almış dört kadın… Düğümlere Üfleyen kadınlar bu yolculuğun romanı. Ne kadar sevilse de tamir olmayan o yaralı coğrafyada, Ortadoğu’da geçiyor. Saraylar devrilip meydanlar dolarken sorular kalıyor geriye. Her yola en az bir soruyla çıkılır çünkü: Bir Kadın ya da bir ülke nasıl sevilir sahiden?” (Arka kapaktan)

Bir romanı nitelemek için bir çok terim kullanabiliriz. Roman türünün doğası gereği de tek terimle nitelenemeyecek kadar katmanlı, derin ve farklı perspektifler sunar bu kitaplar. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ı da feminist bir perspektifle yazılmış bir roman olarak niteleyebiliriz. Bunun yanında bir yol romanı ya da güncel politik olayların fonda yer aldığı aşk romanı demek de mümkün. Farklı etnik kökenlerden ve ülkelerden gelen ama aynı dini / kültürel coğrafyayı paylaşan dört kadın karakterin Tunus, Libya, Mısır, Beyrut ve –tekrar- Tunus rotasında beraber geçirdikleri bir yol hikayesi.

Roman tamamen ortadoğu coğrafyasında geçmesinden dolayı diğer taraftan yani “batıdan” bakılarak anlatılan bir roman değil, ki bu bildiğimiz oryantalist bakış açısına sahip olmaması önemli bir nokta ve hem anlatanın hem de anlatılanın doğallığını, çözümlemelerinde gerçekliğini pekiştiren bir unsur.

Kadınları, kırılmışlıklarını, dayanışmalarını, hayata ve birbirilerine nasıl tutunduklarını ve birbirilerine yüreklerini nasıl açtıklarını, farklı hayatların buluştuğu “ortak alanı” nasıl yarattıklarını ve erkek egemen Ortadoğu coğrafyasında yaşadıkları zorlukları barındırması itibariyle feminist bir perspektif sözkonusu. Bu perspektif, olay ve yaşanmışlıklar ile karakterlerin ilişkisi anlamında irdelendiğinde daha net açığa çıkıyor.

Kendi hayatlarını kurma uğruna tek başına kalmayı göze almış dört kadın karakter ve bu karakterler hiçbir yönüyle “ucuz / klişe” kadınsal davranışlar sergilemiyor. Yaptıkları çoğu davranış veya romanda geçen olaydaki davranışları mizansen gereği değil, kendileri için ve öyle olmasını istedikleri için yaptıkları şeyler, küfür kullanımından, içki içme sahnelerine kadar. Erkek egemen kültüre karşı itiraz dillendiren dört farklı kadın karakter; Amira, Maryam, Madam Lila ve yazar kadın. Romanda erkek karakterler yer almasına karşın bu karakterlerin hiçbiri “ana karakter” olarak kurgulanmamış daha çok anlatımın ve kurgunun gerektirdiği ikincil karakterler sözkonusu. Bu karakterlerin diğer bir özelliği de “ikincil” olmalarına rağmen “ikincil karakter” betimlemelerinden ziyade biraz –iyi ve kötü olarak belirtmiyorum- karikatürize edilmiş karakterler olmaları.

Kurgu yönünden “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”, Ece Temelkuran’ın roman yazarlığı konusunda ilk romanına kıyasla bir üst seviyeye işaret ediyor. Oluşma, akış ve sonu düşünüldüğünde; akıcı, okuyucu bağlamasını bilen, merak ve ilgiyi eksiltmeyen bir kurgunun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Burada malzeme bolluğunun ve farklı ülkelerde geçen yol hikayesinin katkıları inkar edilemez. Kurgunun politik zeminine baktığımızda Arap baharı, devrimler, siyasi çalkantıların en üst seviyede vuku bulduğu zamanlarda geçen hikaye ve karakterlerin de bu politik zeminle kurmuş olduğu ilişkiden dolayı bütünleşik ve akıcı bir seyir söz konusu oluyor.

Temelkuran, afilli söz kalıpları veya alıntılık cümleler konusunda –sahsen bunlardan cok haz etmesem de- yetenekli bir yazar. Bu özelliği –özellikle Muz Sesleri’nde- karakter yaratma, başarılı bir kurgu  gibi romanın diğer unsurları eksik olduğunda insanı rahatsız etmesine rağmen Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da diğer unsurlarında eksiksiz olmasının katkısıyla tamamlayıcı bir araca dönüşüyor. Özellikle betimleme yaparken kullandığı sözcükler ve betimlenen durum ile bunların uyumu başarılı görünüyor. (“Ne zaman rüzgar esse bir yeri öpülmüş gibi cilveleniyordu”, “Amira’nın bu gerçekten hayret eden yüzünü, hayata bin kere daha kanacağının ispatı olan bu açılmış gözlerini fotoğraflamak mümkün olsa keşke” gibi)

“Düğümlere Üfleyen Kadınlar” Ece Temelkuran’ın roman yazarlığı serüveninde bir üst seviyeye işaret etmesi açısından önemli. İlk romanı “Muz Sesleri” ile kıyaslanamayacak kadar da başarılı. Ama bu “başarı” göreceli bir başarı yani ilk romanıyla kıyaslayarak söylediğim bir başarı. Yoksa ne Temelkuran bize “alışık olmadığımız” bir roman dili sunuyor ne de kurgusu ilk defa tattığımız bir tat oluyor. Sonuç olarak Temelkuran roman yazarlığı konusunda kendisini bir üst seviyeye taşıyabilmiş ki bu da edebiyatımız açısından iyi haber. Umalım ki üçüncü romanıyla bugün ulaştığı seviyenin de üstüne çıksın, çıksın ki dilimiz zenginleşsin, çıksın ki edebiyatımız bir değerli yazar daha kazansın, çıksın ki daha güzel romanlar okuyalım roman okurları olarak!

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

.
Roman

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

Ece Temelkuran

Everest Yayınları

1.Basım

Şubat 2013

 

Neşeli günler,
Not: Nisan ayında yazılacaktı, Livaneli romanı, gezi parkı derken bugüne kaldi.