Posts Tagged ‘ihsan oktay anar’

Baba, Oğul ve Hayalet’iyle “Yedinci Gün”

Wednesday, September 12th, 2012

İhsan Oktay Anar hakkında karaladığım son iki blog yazısından (1, 2) sonra nihayet bugün yazarın son romanı “Yedinci Gün” hakkındaki izlenimlerimi de yazıp, “Anar” yazılarına nokta koyma vakti. (malum istanbul filmekimi programı da açıklandı ya artık biraz sinema biraz da filmekimi programındaki filmler hakkında yazma vakti de geldi demek)

İhsan Oktay Anar

İhsan Oktay Anar

İhsan Oktay Anar, türk edebiyatında üslup, dil ve kurgu anlamında kendinden önceki hiçbir yazara benzemeyecek kadar farklı, yazdıkları başkaları tarafından da yazılamayacak kadar kendine özgü bir yazar. Bu kendine haslık durumu, kendine özgü yarattığı dil, zekice kurgu, düş dünyası ve bir dolu ayrıntı ile kendini  “yedinci gün” romanında da gösteriyor. Bununla beraber diğer romanları 17 yy – 19.yy daki zamanlarda geçiyorken “Yedinci Gün” romanı 20.yy. başında başlayıp cumhuriyetin ilk yıllarına uzanıyor.

Anar, “Amat” romanı ile bir kalyon içinde yarattığı düş dünyasını, “Suskunlar” romanında musiki ile yaratmıştı. Son romanı “Yedinci Gün” de ise o kendine has dil ile kurulan düş dünyasında bir hava aracı –zeplin- söz konusu.

Roman üç bölüme ayrılmış: Baba, Oğul ve Hayalet olarak isimlendirilmiş bu bölümler aynı zamanda romana bütünsel olarak bakıldığında siyasi bir yön de barındırıyor. Keza yine özellikle “hayalet” bölümünde anlattığı “aydın” tanımlamalarına bakarsak cumhuriyetin ilk dönemlerindeki aydınlar için epey ağır eleştiriler de söz konusu. Romanın siyasi yönüne dönecek olursak; roman II. Aldülhamid dönemi ile başlayıp, savaş’ın anlatıldığı kısım ile devam edip, sonunda da cumhuriyetin ilk dönemi ile son buluyor. Burada birinci bölüme “Baba” diyerek Osmanlı dönemini anlatırken, son döneme “Hayalet” diyerek de hem osmanlının sonunu kast ediyor gibi görünüyor. Arada yer alan “Oğul” bölümü ise savaşın ve yıkımın anlatıldığı “mazlum” bir bölüm, dolayısıyla burada kast edilen ise toplum ve insanlar gibi. “gibi” diyorum çünkü her okuyan aynı metinden başka yorumlar çıkaracaktır.

Yedinci Gün

Yedinci Gün

Yine Anar kurgularının başarılı yönü olan sağlamlık ve içiçelik burada da söz konusu. Öyle ki bu üç bölüme siyasi olarak bir yorum getirmek mümkünken, romanda din, yaratılış vb. anlamlarda yorumlanacak bir akış da söz konusu. Yine roman boyunca çeşitli dinlerdeki “yaratılış” efsanelerinden faydalanıyor. Romanın ismi ve son cümlesi de zaten dünyanın altı günde yaratıldığı, yedinci günde ise dinlenildiğine bir gönderme. (Konu yaratılış olunca şu belirtmekte fayda var: bir yazarı, romanı edebiyat ve dil açısından okumak değerlendirmek başka bir şey, o yazarın konularını seçtiği içerik veya inanışı değerlendirmek başka birşey. Yani yazarın dünya görüşü başkadır, okuyucunun bambaşka)

“Puslu Kıtalar Atlası“ ile başlayan ve ardından gelen dört romanda da devam eden ve nihayet son romanı “Yedinci Gün” ile kendini pekiştiren, eski ile yeniyi harmanlayan has dil’i Anar yeni romanlarında da kullanacak mı? Dil konusunda “dünya değiştikçe, dil de değişir” diyen Anar gelecek romanını yakın siyasi tarihimize (Talat Paşa, Adnan Menderes ve Deniz Gezmiş hakkında olacağı söylenen) dair yazacaksa nasıl bir dil ile –özellikle Menderes ve Gezmiş dönemlerini içerecek kısımları- yazacak? Merak ettiğim şimdiye kadar ki yazdığı altı romanda da olaylar 17.yy ile 20.yy arasında geçerken yani bizlere çok uzak olan dönemleri, nev-i şahsına münsahır düş dünyaları kurarak masalvari, rivayetvari şekilde anlatırken kullanılan dil bu yapıya çok uygun düşmüştü ama yakın bilinen zamanlara ait bir roman söz konusu olacaksa Anar nasıl bir dil kullanacak. Bekleyip görmekten, okumaktan başka yol yok tabi ki.

İhsan Oktay Anar - Yedinci Gün

İhsan Oktay Anar

Son olarak Anar romancılığı hakkında dikkat çeken bir konu daha var. Anar’ın hemen hemen tüm romanlarında masal söylemi, eski sözcükler ile harmanlanmış özgün bir dil, söylence / rivayet geleneği, eski istanbul, roman karakterleri ve onların özellikleri benzer temel çağrışımlar yapıyor ki bu da aslında “şark / doğu” kültürünün özellikleri. Kendisi de bunu verdiği röportajlarda dile getiriyor. İçinde yaşadığı toplumdan ayrı olmadığını ve bu toplumunda “şark” toplumu olduğunu belirtiyor. (Anar “Şark Kültürü” kavramıyla ilk defa Attila İlhan okuyarak tanıştığını da söylüyor). Dolayısıyla Anar romanlarının dil anlamındaki göreceli zorluğuna rağmen gençlerinde dahil olduğu geniş bir kitlenin bu kadar sevmesinin bir başka sebebi de “binbir gece masalları” nında ait olduğu şark kültüründen öğelerle bezeli olması olabilir.

Son söz. “Yedinci Gün” gerek dil olarak gerek kurgu olarak gerekse karakterler ve anlatım olarak önceki iki yazıda (1, 2) değindiğim İhsan Oktay Anar romancılığının hemen hemen tüm yönlerini taşıyor. Anar yine söz’ün efendisi, Anar yine kurgu anlamında çok başarılı ve fakat bu son romanının yani “Yedinci Gün” nin bir “Puslu Kıtalar Atlası” veya bir “Suskunlar” seviyesinde olmadığı fikrindeyim. Diğer bir nokta ise Anar’dan güncel veya yakın tarihli (yani okurlarının en azından bir kısmının yaşadığı bir zaman diliminden) bir roman yazması bize İhsan Oktay Anar’ın yaratıcılığının sınırları ve dilinin başarısı hakkında daha net şeyler sunacaktır. Altı romanlık bu külliyatın benzer öğelerle yedi romanlık bir külliyat olmaması benim bir okur olarak temennim…

Meraklısına not: “Yedinci Gün” romanının son sayfasında tarih ve yer bilgisinin hemen üstündeki “als ikh kan!” eski yunanda sanatçıların kendi eserlerinde kullandığı ve “elimden geldiği kadarıyla (to the best of my ability)” anlamında bir söz kalıbı.

—-

3-4 güne kadar filmekimi programı ve filmler hakkında yeni blog yazıları yazmak niyetindeyim..

Filmekimi ile ilgili blog yazılarına kadar, neşeli günler…