Bir “Kadınsız Romancı” ya da Söz’ün Efendisi – 1

Biraz okuma isteği biraz da uzun zamandır yeni bir kitabının çıkmamasından dolayı yeni kitabının çıkacağını duyduğumda sevinmedim desem yalan olur. Roman yazmanın romanın içeriğinden, samimiyetinden ve edebi değerinden çok bir “pazarlama” çalışmasına döndüğü, ilk eserleriyle edebiyat severleri umutlandıran ama zamanla kredi kartlarıyla anılmayı daha çok tercih eden, yeni romanlarında klişelere gömülen ve yeni hiçbir şey söyleyemeyen yazarların ortalıkta dolaştığı bir zamanda, bilinen kalıpların dışında yazan, romanlarını belirli formüllerle fabrikasyon tarzında yazmayan ve yazdığı her metnin altında çok zekice bir kurgu, farklı bir dil ve tonlarca bilgi bulunan ve hiçbir zaman “popüler” olma telaşına düşmemiş bir yazarı okumak elbet sevindirir beni.

İhsan Oktay Anar

İhsan Oktay Anar

Başlığa yani neden “kadınsız romancı” kısmına döneceğiz dönmesine ama önce neden ve kimden bahsediyorum ona bakalım: kiminlerinin deyimiyle postmodern bir yazar, kimilerine göre “dil canbazı”, kimilerine göre de bilge bir roman yazarı ve edebiyat adamı; İhsan Oktay Anar’dan ve onun geçtiğimiz hafta iletişim yayınlarından çıkan son romanı “Yedinci Gün” den bahsedeğiz.

kelimelerin hastası, bu işlerin de ustası değilim..

Şimdi konu bir roman veya bir yazar hakkında konuşmaya gelince şunu özellikle berlirtmem gerekiyor ki saygısızlık etmeyelim; maalesef bir sanat işcisi ya da edebiyat işcisi değilim, sade bir okur olarak okuduğum bir kitabın veya bir şekilde takip ettiğim bir yazarın bende ne gibi düşüncelere yol açtığını, eldeki bilgi kırıntıları ile harmanlayarak o yazar hakkında ne düşündüğümü yazıyorum, maksadımı aştığım yerler olabilir affola.

kadınsız romancı olayı

Yedinci Gün

Yedinci Gün

Başlığa dönelim. Bu aslında bazı eleştirmenlerin “Yedinci Gün” romanı da dahil 6 romanlık ufak bir külliyata şimdiden imza atmış olan İhsan Oktay Anar’ın romanlarında çoğunlukla erkek kahramanlara yer vermesinin (ki roman karaketerlerinde ezici bir üstünlük erkek kahramanlarda) ve az sayıda yer verdiği kadın karakterlerinde genelde yan rollerde kalmasının (buna erkek görünümlü kadın karakter “Ebrehe” dahil”) ve romanlarında bildiğimiz anlamda “aşk” veya “cinsellik” kavramlarına yer vermemesinin sonucu olarak eleştiri amaçlı yapılmış bir benzetme. (aklıma geldi “suskunlar” kabristanında kadın var mıydı?)

Biraz magazinsel boyutuyla yaklaşırsak, kendisine bu durum sorulduğunda İhsan Oktay Anar şu cevabı veriyor:

Pek çok romanda pek çok şey yoktur. Romanlarımda kadın yok. Ama ‘zebra’ da yok, ‘bengal kaplanı’ da, ‘guguklu saat’ de yok”.

Bu cevap iki durumu aslında netleştiriyor ki birincisi İhsan Oktay Anar’da bu erkek kahraman ağırlıklı yazdığı saptamasını doğru buluyor, ikincisi ise verilen cevap bir edebiyat adamı / bir felsefe profesörü veya bir ‘bilge’ den beklenmeyecek şekilde kadınları incitici ifade barındırıyor. Feminizm ağırlıklı veya kadın kavramı özelinde sorulmuş bir soruda roman içindeki kadın karakter ile bir zebra veya bir bengal kaplanını eş gösterecek bir cevap vermek pek uygun düşmemiş diyebiliyorum. Bunun dışında sırf erkek kahramanlar romanlarının asli unsuru diye bir yazarı eleştirmek de pek doğru bir yaklaşım değil, yazar romanının kurgusu içinde istediği cinsiyetteki karakterler ile istediği dünyayı yaratmakta özgürdür, bunu eleştiri konusu yapmak (saptama konusu yapılabilir şüphesiz) çok da anlamlı bulmadığım bir durum. Sanırım şimdi başlıktaki “kadınsız romancı” ifadesi daha anlaşılır olmuştur.

beni kategorize etme

Toplum olarak genelde insanları sınıflandırmayı, bir kategoriye koymayı ve öyle anmayı seven bir yapımız var. Postmodernist yazar, laik yazar vb. gibi. Bu yapının doğal sonucu olarak da bir çokları hemen İhsan Oktay Anar’ı bir kategoriye dahil etmeye, tarzını hemen etiketlemeye çalışıyor. Kimilerine göre postmodernist bir yazar, kimilerine göre tarihi romancı, kimilerine göre özgün bir masal anlatıcısı, kimilerine göre de gerçeküstü büyülü yazar diye etiketlenen İhsan Oktay Anar’ı nasıl sınıflandırmalı?

Yapıtlarında yer yer postmodernist öğelere rastlansa da, bazı çevreler tarafından postmodernist olarak anılsa da kendisi bunu gayet net ifadelerle reddediyor. Zaten altı romanlık külliyatı okuduktan ve biraz inceledikten sonra İhsan Oktay Anar’ı bu kalıplardan herhangi birine dahil edemeyeceğimizi görmemiz gerekiyor, onun romanları hem bütün bu kategorilerin sınırlarını hem de romanın sınırlarını aşan özelliklere sahip.

Postmodernist edebiyata girmek gibi bir kaygım hiç olmadı. (İhsan Oktay Anar)”.

— ARA —

Not: Yazarken farkına varıyorum ki İhsan Oktay Anar’ı öyle bir blog yazısı ile anlatmak pek mümkün değil, daha “Yedinci Gün” romanı hakkında yazacaklarım da var. Haftasonuna bir iki blog yazısı daha elzem oldu. Şimdilik burda bırakayım.

Neşeli günler,

Tags: , , , ,

Yorum yap