Bir “Wes Anderson” Filmi

April 10, 2014 | No comment »

Amerikalı yönetmen Wes Anderson’un 33. Istanbul Film festivali’nde gösterilen son filmi “Büyük Budapeşte Oteli / The Grand Budapest Hotel” ni izledikten sonra aklıma gelen ilk şeylerden biri fransız yönetmen Truffaut’un ünlü bir sözü oldu: “iyi film ve kötü film yoktur, sadece iyi yönetmen ve kötü yönetmen vardır (there are no good and bad movies, only good and bad directors)”.

Büyük Budapeşte Oteli

Büyük Budapeşte Oteli / The Grand Budapest Hotel

Wes Anderson amerikan sinemasının son dönemlerdeki en farklı ve yaratıcı sinema adamı. Genelde ilk filmlerinden -Bottle Rocket (1996), Rushmore (1998), The Royal Tenenbaums (2001)- son yıllardaki eserlerine kadar –Moonrise Kingdom (2012) ve Büyük Budapeşte Oteli (2014)- en öne çıkan özelliği bize gerçekten farklı bir sinema deneyimi sunması, yaratıcılığı hem senaryo düzeyinde hem de görsel düzeyde hep ön planda tutması ve kendi tarzını oluşturmuş olması. Rushmore (1998) daki gerek olay örgüsü gerekse karakterler (mesela “Max Fischer”) veya Moonrise Kingdom (2001) filminde öyle güzel bir senaryoyu ve de “Sam ile Suzy” nin dünyasını bize başka kim bu kadar güzel anlatabilirdi ki?

Büyük Budapeşte Oteli işte bu yüzden ilgiyle beklediğimiz bir filmdi. Moonrise Kingdom (2012) gibi damağımızda bambaşka ve de çok güzel bir tad bırakan Wes Anderson acaba bu defa bize ne sunacaktı?

Mr. Gustave
Geriye doğru içiçe açılan üç zaman diliminden oluşan “Büyük Budapeşte Oteli” bizi -masalsı bir atmosferde- orta avrupa’da hayali bir ülkedeki efsanevi bir otelin ve oteldeki bir avuç insanın hikayesine götürüyor. Otel görevlisi Gustave ve bellboy Zero Mustafa etrafında masalsı bir polisiye izliyoruz. Cinayet, savaş, aşk, hırsızlık vb ilginç olaylar etrafında gelişen hikaye ekranda Wes Anderson’un masalsı diliyle vücut bulurken biz seyirciler de gerçeklikle hayal arasında gidip gelen bir dünyayı izliyoruz. Hayali bir ülkede, şatafatlı bir otelde yaşanan bir masal, gerçek dünya ile bağını ise film boyunca avrupa tarihi ve iki dünya savaşı arasındaki döneme dair referanslarla sağlıyor. 1930’larda en satafatlı dönemini yaşayan otel, dünya savaşı ile beraber ZZ subaylarının karargahına dönebiliyor mesela.

Büyük Budapeşte Oteli
Wes Anderson filminin her karesini incelikle işlemiş, en küçük ayrıntısına kadar düşünmüş. Daha önceki filmlerinde de olan kendine has dekor kullanımı, objeler, kostümler ve Anderson usülü “stilizasyon” ve yaratıcılık Büyük Budapeşte Oteli’nde daha da öne çıkmış durumda.

Karşımızda Wes Anderson’un en görkemli / şatafatlı ve iddialı filmi var. Wes Anderson filmleri ve onun Bootle Rocket’dan Moonrise Kingdom’a kadar olan sinema yolculuğunu göz önünde bulundurarak bu yorumu yapıyoruz. Elbette filmi izleyip anlatılan hikayeyi çok cezbedici veya bütünsel bulmayanlar olabilir ama Büyük Budapeşte Oteli’ni izlerken dekordan sahnelere, karakterlerden aksesuarlara ve masalsı dilden en ufak ayrıntıya kadar tad alınabilecek çok şeyin olduğunu hatırlatalım.

Mr. Gustave ve Zero Mustafa

Büyük Budapeşte Oteli’ni izledikten sonra filmin içeriğine veya yıldızlar geçidini andıran oyunculara dair bir yorum yapamıyorum, çünkü Anderson o kadar şaşaalı ve masalsı bir dünya yaratmış ve bu dünyayı en ince ayrıntısına kadar başarıyla işlemiş ki ünlü oyuncular bu dünyanın içinde kendi oyunculuk performaslarıyla değil, Wes Anderson’un onlara tanıdığı sınırlar içinde bambaşka karakterler ile karşımızdalar. Her bir karakteri repliklerden kostüme, hareket alanlarından makyaj’a kadar tasarlamış ve “yarattığı” masalsı dünyanın içine başarıyla yerleştirmiş.

İyi seyirler, keyifli festivaller!