Kuzeyde Bir Yer

January 19, 2010 | No comment »

Kapıdan dışarı adımımı atar atmaz kendini hissettiren kuzey soğuğu kendisine alışmamı, alışmadığım sürecede burada rahat edemeyeceğimi kulaklarıma fısıldayıp, ardından iliklerime kadar beni sardıktan sonra “merhaba” dedi. Ardı sıra sürüklediğim çantayı kenara çekip, bir soluklanma, bir idrak etme, bir tanışma, bir şaşırma anı nasıl olursa aynen öyle duraladım. Şehir mi soğuktu, ben mi uykusuzluktan soğuğu daha şiddetli hissediyordum bilemedim. Ben üşüdükten sonra gerisinin de önemi yoktu gerçi.

Cebimdem ufak defterimi çıkardım. Titrek bir yazıyla o ilk bir saatlik süreçte aklımda kalanları ve bu arada bir reklam panosunun üzerindeki sloganı da hızlı hızlı not aldım. Birşeyle ilk karşılaşma anı önemlidir. Neler dikkatinizi çekmiştir, o andaki halet-i ruhiyeniz nasıldır, insanları nasıl görürsünüz, onlar sizi nasıl görür, tedirgin misiniz, tedirginseniz niye tedirginsiniz, ne kadar rahatsınız..Bunlar benim bir daha kolay kolay bulamayacağım detaylar. Dolayısıyla dışarı adımımı atmadan bina içinde kaldığım sürecede etraftakilere bakıp bakıp not almıştım. Nereden gelip nerelere gittikleri hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama her biriyle ilgili anında bir hayat hikayesi yazabiliyordum, o andaki tavırları, yüz hatları ve gözleri sizi nice farklı romanın içine çekecek kadar güçlü, sonu hüzünlü bitecek nice film gibi de hazindi. Hüzün de mutlulukta ayrıntıda gizlenmiş, bazen kaçamak bir bakışta, bazende tereddütle kurulan bir cümlede kendini ele veriyordu. Binlerce farklı hayat, onbinlerce umut ve sayısız hayaller sahiplerini önlerine katmış sürüklemişti dünyanın öbür ucundan buralara…

Yaşlı bir amca vardı. Emekliliğinden sonra yazmaya başlamıştı. Bir defasında haftada en az iki kere şehirlerarası otobüs terminallerine gidip akşama kadar dolaştığını ve notlar aldığını, sonra eve gelince günlerce bu notları düzenlediğini ve hikayeler yazdığını söylemişti. Garipsemiştim. Üzerinden yıllar geçti ve ben şimdi o yaşlı amca gibi notlar alıyorum havaalanlarında denk geldikçe, herhangi biri hakkında herhangi bir anda başlamış hayat hikayeleri yazıyorum anında, sonu mutsuz bitecek senaryolara kahraman yapıyorum onları. Bazen kesişmeyen yolların umarsız yolcuları, bazen de gerçekleşen hayallerin düş prensesleri oluyorlar, kendileri hiç bilmeselerde…

Henüz daha kimseyi tanımıyorum, dışarıda da ecnebi soğuğu, yani adım atılmıyor.

Sıcak kahvelerinizi höpürdetmeniz dileğiyle…

Simple idea which really makes a difference

November 28, 2009 | No comment »

“From Dr. Yunus’ personal loan of small amounts of money to destitute basketweavers in Bangladesh in the mid-70s, the Grameen Bank has advanced to the forefront of a burgeoning world movement toward eradicating poverty through micro-lending. Replicas of the Grameen Bank model operate in more than 100 countries worldwide.”

The above excerpt is from Nobel Prize Committee’s website about Muhammad Yunus, the winner of Nobel Peace Prize 2006, Bangladeshi banker and economist. The idea that catches Nobel Committee and many governments’ attention is the concept of micro credit.

muhammadyunusThe concept of micro-credit? “One thing that led me to what I do now was a woman making bamboo stool. She told me she made two pennies a day. I couldn’t believe why she made two pennies a day. She made beautiful bamboo stools. The woman told me that the rest of her profit went to the local moneylender who bought the bamboo stool from her at a fixed price. I went around the village and found 42 people in need of just $27”, Muhammad Yunus says on his website.

His idea was that the world’s poorest people could transform the conditions of their own lives if given appropriate financial support. From this belief came the idea of ‘micro-credit’ – bank loans offered to the poor without asking them for guarantees or security in return.

The concept and then implementation of Micro-credit has successfully enabled people at the very bottom of the economic ladder to engage in self-employment projects that allow those people to get an income and then begin to build wealth and exit poverty. There is no need to explain financial details of the concept of micro-credit here. Instead, we can ask a simple question: why has the concept of micro-credit succeed so much?

Significance of this concept comes from its simplicity and social effect. While all people, governments and international institutions like United Nations talk of lofty ways to crush poverty, Muhammad Yunus is credited with down-to-earth and simple solutions to make people self-sufficient. Besides crushing poverty, it is a social transformer to help society (specifically poorest layer of the society) change women’s traditional role. Most of the people getting financial support are women because of that poverty affects women more than men in a traditional society.

Moreover, when transforming the society, giving appropriate financial support to poorest people with low interest rate, banks or firms can make profit and sustain their business. until the success of the concept of micro-credit, traditional banks had believed that poorest people were not one of their focus groups. They completely ignored them. But Muhammad Yunus has changed the view.

Thinking with stereotyped view, as most of the finance organizations did, can not provide us different or new ideas. Thinking unthinkable, not restricting our mind with stereotyped views and taking social effect into account can provide more benefits to society, to firms, to us. Muhammad Yunus has shown this simple fact to all of us.

Özgürlüğe giden yol saçmalıktan geçer!

October 6, 2009 | No comment »

Nasıl yani öyle şey mi olur demeyin. Neden olmasın?

Başlayalım.

Doğası gereği özgür bir ortam olması gereken internet ortamı bizim buralarda, devletin bir sabah uyanıp “internet diye birşey varmış, dur bir düzenleyivereyim onu” diye devreye girmesiyle bambaşka biçimler almaya başladı.

“Bu bir sansür kanunu değildir” diyen devletimiz bize yine yalan söyledi.

“Bu kanun keyfiyete sebebiyet verir”, “Bu bir sansür kanunudur”, “Yargı sisteminde internet uzmanları olmadıkça bu sorun çözülemez” diye feryat figan edenler ettikleri feryatlarla kaldılar, kanun tasarısı yasalaştı ve bizler için yeni bir evre başladı; yasak siteler ve 5651 sayılı kanun dönemi…

Önceleri aşırı marjinal bir iki siteyi kapatmakla başlayan yasaklar zinciri 5651 sayılı kanunun onaylanmasıyla birlikte bir ahtapot gibi tüm sanal alemimizi kuşatmaya başladı.

Ne yana dönsek yasak ve nereyi ziyaret etsek mahkeme kararları.

En son olarakda hatırlayacaksınız myspace ve last.fm devletimizin gözünden kaçamadılar, kapatıldılar. Bu satırlar yazılırken “büyük gözaltının” devam ettiği, eşcinsellere yönelik iki sitenin ve farmVille oyun sitesinin kapatıldığı bildiriliyordu.

Bu ülkede facebook, gmail ya da google arama motoru kapatılmadan internet sansürü ve yasakları sorunu çö-zü-le-mez. “iyi ama facebook’un veya gmail’in kapatılması tam bir saçmalık olur” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam işte gelmek istediğim nokta da orası.

Eğer yanlış bir uygulamayı haklı / mantıklı gerekçeler ve uygulamalar ile ortadan kaldıramıyorsanız, devamında yapılacak en mantıklı hareket “saçmalığın gücüne” sığınmaktır.

Sansürden rahatsız olan, internetine dokunulmasını istemeyenler…

Facebook’un kapatılması için elinizden ne geliyorsa yapın…

Gmail veya Google arama motorunun kapatılması için elinizden ne geliyorsa yapın…

Bu ülkede en çok ziyaret edilen sitelerin kapatılması için elinizden ne geliyorsa yapın…

Saçmalığa ulaşmadan, internetimize özgürlük yok!

Özgürlüğe giden yol saçmalıktan geçer!

—————————