Internet Yasakları ve Zihniyet Meselesi

June 8, 2009 | 2 Comments »

Mustafa Akgül hocamın “İnternet Yasaklarıyla Mücadeleye devam!” başlığıyla başlayan ve “İnternet Yaşamdır” diye biten yazısı bize yine hatırlatıyor ki hala en temel haklardan birisi olması gereken internet ve internet içeriğine erişim bizim buralarda hala arkaik bir zihniyetin esareti altında. Şimdi burada 5651 sayılı kanunu veya erişim engellenmesine olanak tanıyan diğer kanun maddelerini tartışacak değilim.(Onları tartıştık zaten : 1, 2, 3) O noktada söylenecek şeyleri başka zaman söyleriz yine ama biz biraz şu ”zihniyet meselesine” bakalım. Akgül hocam pratik ve sonuca yönelik önerilerini özetlemiş ve “nesne temelli filtrelemeden” bahsetmiş. Aslında biraz evrensel hukuktan anlayan, biraz teknolojiden haberdar herkesin buluşacağı çok mantıklı öneriler. Üstelikde “kanundan” ziyade “yönetmelik” ile düzenlenebilecek bir uygulama gibi de duruyor. Ama sorun bana göre orada değil. Sorun zihniyette.

5651 sayılı kanun ve erişim engellenmesine olanak tanıyan diğer kanunlar ve bunu uygulamak / düzenlemekle görevli Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ve de sivil toplum örgütleriyle yapılacak kısa ortak bir çalışmanın çok değil birkaç günde çözebileceği bir sorunu “çözümsüzlük”e hapsetmiş durumdayız tıpkı diğer birçok sorunumuzda olduğu gibi.

YouTube ve diğer başka popüler sitelere erişimlerin engellenmesine karşın toplumdan yükselen tepkiler e Bilişim ve İletişim Teknolojileri Kurumu 26 Aralık 2008 tarihli basın duyurusuyla cevap verdi. Cevap metnindeki bir ifade zaten zihniyeti yansıtıyor:

Erişim engellemeye konu katalog suçlarının genişletilmesi” yasama sürecinde de dile getirilmiş, 12/04/2007 tarihli Adalet Komisyonu Raporunda “İnternet ortamında yapılan ve konusu suç oluşturan içeriğe sahip yayınlarla mücadelenin etkinliğini sağlama bakımından başlangıçta katalog içerisinde yer alan suçların sayısı mümkün olduğunca sınırlı tutulmuştur.” şeklindeki önemli tespiti dikkate alınmalıdır.”

Web 2.0 dediğimiz kavramın ne olduğundan bihaber, içeriklerin artık yayıncılar tarafından değil kullanıcılar tarafından oluşturulduğu dolayısıyla yayıncı ile mücadele etmenin anlamsız olduğu, eski basılı yayınlardan kalma alışkanlık ve ezberlerin bir anlam ifade etmediği, bilgi çağı dediğimiz bir zamanda içerik engellemekle yayın engellemek arasındaki farkı bilmeyen, bir suç için ceza biçerken suçla ilgisi olmayan diğer insanlara zarar vermenin evrensel hukukta yeri olmadığından bihaber bir zihniyetin yansımaları. Yani amaç içeriğe erişimi kısıtlamak değil, yayıncıyı cezalandırmak ama bilgi çağında yayıncı kullanıcılar olduğundan biz kendi kendimizi cezalandırıyoruz.

Aksi halde siz düşünebiliyormusunuz ki Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu gibi ”güzide” ve alanında uzman “90 adet memur” bu işe teknik bir çözüm bulamasın. Yok eğer zaten onlar teknik çözümü bilmiyorlarsa ve bu sebeple yayınladıkları yönetmelikte IP ve Alan Adı temelli olarak iki adet erişim engelleme yöntemi belirlediler ise durum internet yasaklarından daha vahim demektir benim güzel ülkem için.

Yine BTK nın aynı basın duyurusunda Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) örgütünün verilerine atıf yaparken acaba bu 90 adet güzide uzmanımız aynı örgütün sitesinde yer alan şu yazıyı okudular mı acaba?

YouTube completes a year of being blocked in Turkey

http://www.rsf.org/YouTube-completes-a-year-of-being.html

Mustafa hocam, eğer olay teknik yönetmelik boyutundaysa elbette sizin değerli önerileriniz pratik ve uygulanabilir çözümlerdir amma velakin yok eğer olay üzüm yemek değil bağcıyı dövmekse, işte o bir zihniyet sorunudur ve kurallardan önce zihinlerin değişmesini gerektirir. Bilmem siz ne düşünürsünüz?

Başbakanının konuyla ilgili sorulara “ben erişiyorum, sizi bilmem” diye cevap verebildiği, kanun yapıcının kanunu hazırlarken “bir bilene soralım” bile demediği, mahkeme hakimlerinin internetin doğasından bihaber olduğu, ilgili kurumun(BTK) “valla ben kanunları uyguluyorum gerisine karışmam” diyebildiği, sivil toplum örgütlerinin site kapattırmak için birbirleriyle yarıştığı bir ülkede “ortak akıl” bulunabilir mi?

Neşeli pazartesiler,

Erhan Ekici

Open Cloud Manifesto

April 10, 2009 | No comment »

Bora Güngören’in “Bulut, Güvenlik ve Sanallaştırma ” başlıklı girdisini okuyunca aklıma geldi. Bora yazısında Bulut ve sanallaştırma ve güvenlik konularına değindi. Tabi benim aklıma hemen standartlar üşüşüverdi.

Bilgi teknolojileri emekleme aşamasını geçeli epey zaman oldu. Sistemlerin, yazılımların ve programların, bırakın başka sistemlerle ve yazılımlarla uyumlu olmasını kendi versiyonları arasında bile uyum sorununun hat saflarda olduğu dönemlerden, standartların yerleşmeye başladığı, sistemler, ürünler ve firmaların birbirleriyle -bir kaç istisna dışında- daha kolay anlaşabildiği bugünlere gelindi. Sayısal verilerin magnetik ortamlarda tutulmaya başladığı günlerden bugüne gelen kadar karşılaşılan sorunlar ve ihtiyaçlar standartların anlaşılmasını, uygulanmasını zaruri kıldı. Iyiki de kıldı. Sonuçta o standartlar sayesinde verilerimizi bir yerden başka bir yere, bir sistemden başka bir sisteme kolayca ve daha az maliyetle taşıyabiliyor, yine o verilere birçok farklı uygulama veya cihaz ile erişebiliyoruz.

Peki bulut kavramı sayısal ve sanal hayatımızın tam orta yerine oturmaya göz dikmişken ne olacak bu standartların hali? Verilerin taşınmasından, güvenliğine, tek firmaya bağımlı olmamaktan, farklı bulutlar arasında çalışmaya bu yeniyetme mimari /teknoloji eski günlerin karmaşasını mı geri getirecek, yoksa geçmişten alınan derslerin ışığında daha uyumlu, standartlar temelinde gelişen birşey mi olacak?

Işte Open Cloud Manifesto, sektör oyuncularının biraraya gelip, bu soruları sorduğu ve standart koyma derdi olmadan, temel noktaları çizmeye çalıştığı bir oluşum. Bebeklik dönemini yaşayan “birşeyin” hangi yönde evrileceğini hep beraber göreceğiz.

Clash of the clouds, April 2, 2009, The Economist
http://www.economist.com/business/displaystory.cfm?story_id=13414155

Open Cloud Manifesto
http://www.opencloudmanifesto.org/opencloudmanifesto1.htm

Sonbahar geldi, yağmurlukları çıkarma zamanı…

Değişen Koşullar

April 2, 2009 | No comment »

Ortaya başarılı bir “şey” çıkarmak, bu durumu sürdürülebilir kılarak alanında hatırı sayılır bir başarı yakalamak zor iş. Bir fikri bulmak, geliştirmek ve bunu gerçekleştirmek yetmiyor. Bunların yanında bir “strateji” geliştirmeniz gerekiyor. Değişen koşullara adapte olabilecek bir yapınızın / işleyişinizin olması gerekiyor. Hele konu birde “bilgi” ise yani durmadan büyüyen bir “şey” ise işiniz giderek zorlaşıyor.

90′lı yılların ortasında Microsoft firması hem teknolojik gidişatı iyi okumuş, hem de yakın zamanda bu teknolojik değişimin getireceği kullanıcı alışkanlıklarının değişeceğinin doğru zamanda farkına varmıştı. O güne kadar evlerde / kütüphanelerde ne zaman bir bilgiye ihtiyaç olsa başvurulan, 80′li, 90′lı yılların popüler hazineleri olan ansiklopediler, bilgisayarların yaygınlaşmasıyla birlikte -eğer dijital ortamda sunulurlarsa- farklı bir biçim alabilirdi. Sonuçta sayısal ortamda hem bilgiye ulaşmak çok daha kolay olacak hem de kağıt ortamının kuru ve değiştirilemez ortamından çıkarak, sayısal ortamın daha etkileşimli, daha görsel ve daha kısa sürede güncellenebilen platformuna taşınacaktı. İhtiyaç belli, tespitler doğru idi. Microsoft hamlesini yaptı ve birbiri ardına birkaç ansiklopedi firması satın aldı, bazıları ile işbirliğine girdi. Sonuçta karşımıza “Encarta” isimli sayısal ansiklopediyi getirdi.

2000′li yılların hemen başında Jimmy Wales ve Larry Sanger çalıştıkları bir proje olan sayısal ansiklopedi “nupedia” için bir nevi bilgi deposu olacak bir alt proje başlatırlar. Nupedia ansiklopedi projesinde editörler profesyonel ve sınırlı sayıda iken yeni proje için bir “wiki” yapısı öngürürler. Katılıma açık, herkesin katkıda bulunabildiği -yani sınırsız sayıda editörünüzün olduğu- bir yapı ile başladıkları yolculuk aynı yıl ana projeyi bile geride bırakacak bir hızla yayılır ve ilerler. Sonuçta, bir zamanlar “nupedia” adlı ansiklopediye “tavşan” olsun diye başlanan bir projeyi bugün biz wikipedia adıyla kullanıyoruz.

Bir tarafta Encarta, bir tarafta wikipedia. Encarta sınırlı dil desteği, içerdiği başlık sayısı ve daha bir çok alanda wikipedia’nın yanına bile yaklaşamadı. Yaklaşık 8 yıl erken başladığı yarışta, bir “wiki” ye yenildi. Wikipedia bugün dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ansiklopedisi iken Encarta, Microsoft’un mart ayında aldığı bir karar ile emekli oluyor hem de şu gerekçelerle:

“microsoft’un resmi açıklamasında, encarta’nın kapatılmasına neden olarak insanların günümüzde bilgiyi geçtiğimiz döneme göre çok daha farklı şekillerde yaratması ve çok farklı kanallardan tüketmesi gösterildi.”*1

Gerekçe belli açılardan doğru olmasına rağmen, encarta “benden bu kadar” derken, wikipedia’nın yoluna dünyadaki en kapsamlı ve güncel ansiklopedi olarak devam etmesinin sebebleri neler olabilir?

  • Lisansının herkesin katılımına ve katkısına izin veren, özgür lisanslardan GFDL olması,
  • Wiki yapısı ile yine herkesin kolayca bilgi eklemesine / düzeltmesine izin vermesi,
  • Topluluk yapısı itibariyle katılımcı bir yapıyı benimsemiş olması
  • Yine herkesin katkı sunabilmesi ve lisansı sayesinde değişen koşullara daha kolay adapte olması

olabilir mi?

———————————————-

1Microsoft, ansiklopedisini kapatıyor, NTVMSNBC, 1 Nisan 2009 Çarşamba,