Archive for September, 2010

Gidenler ve Kalanlar – Kaybın Türküsü

Monday, September 13th, 2010
Bernard Shaw

Bernard Shaw

İrlandalı yazar Bernard Shaw kendisinin Dublin’den İngiltere’ye gidişini zamanında şu sözlerle açıklamış: “İngilizler İrlanda’yı fethetmişti. Yapılacak tek şey gelip İngiltere’yi fethetmekti.” Ve dediğini de yaptı. Bir göçmen olarak geldiği İngiltere’yi hem fethedip hem de kendini hiçbir zaman İngiliz olarak görmedi, görmek de istemedi. Şüphesiz bunda doğu’dan batıya değil de batının kendi içine göç etmesinin de payı vardı. Kim bilir…

Bernard Shaw’a dair bu kısa anekdotun aklıma gelmesi ise bir başka romandan kaynaklı. İngiliz sömürgesi Hindistan’dan kalkıp İngiltere okumaya giden, gider gitmez de göçmenlik kavramının acı yüzüyle tanışan, sömürge kültürünün ve sömürülen bir ülkenin insanı olarak onlara benzemek isteyen, benzeyemedikçe de kendine ve kendi toplumuna yabancılaşan ve sonunda da ne onlardan olabilen ne de kendi kalabilen bir yargıç, yargıcın aşcısı, torunu ve diğerlerinin öyküsü.

Kaybın Türküsü

-

Sözünü ettiğim öykü Hintli yazar Kiran Desai‘nin 2006 yılında yayınladığı -ve 2006 Man Booker ödülünü alan- ama dilimize yeni çevrilen ve 7 Eylül 2010 da Can Yayınları’ndan çıkan ikinci romanı “The Inheretance of Loss”* (türkçeye çevrilmiş adıyla “Kaybın Türküsü”). Himalayalardaki bir dağın eteğinde kurulu bir kasabada, sömürge kültürü, küreselleşme, çok kültürlülük, göçmenlik ve eşitsizlik gibi çağımızın temel sorunlarına, fonda Hindistan’ın etnopolitik olayları, köhne bir malikane merkezinde geçen bir aile öyküsüyle değiniyor.

Romanın Can Yayınları’ndan resmi tanıtım yazısı ise şöyle:

Himalayalarda, Kançencunga Dağının eteğinde, eski bir düzenden kalma ve o eski düzen gibi köhnemiş bir ev. Hindistanın sömürge olduğu dönemde büyük adam olsun diye inanılmaz özverilerle İngilterede okutulan ve artık emekliliğini huzur içinde yaşamayı umut eden bir yargıç, yargıcın güzel torunu, evin aşçısı, bağımsızlığın ayrılıkçılarca tehdit edildiği yeni düzende çok para kazansın diye gene büyük zorluklarla Amerikaya gönderilen aşçının oğlu… Onların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerini, umutları ve umutsuzlukları, sevgiyi ve karamsarlıkları anlatıyor roman. Sömürgecilik anlayışının modern dünyayla çatışmasından doğan sonuçları görkemli bir anlatımla yansıtan Kiran Desai’nin ustalıkla betimlediği karakterler, çeşitli yol ayrımlarında tekrar tekrar sınanıyor. Dünyanın bu köşesinin, bütün zamanlara ve hep insanlara özgü hüzünlerin ve sevinçlerin öyküsü….

The Inheritance of Loss

-

Kiran Desai romanda göçmenlikten küreselleşmeye, eşitsizlikten sömürgeye, aşktan politikaya bir çok konuyu işliyor. Birçok konunun işlenmesinden dolayı da tüm bu kavramların politik zeminlerine değin(e)meden ama toptan da es geçmeden anlatıyor. Bazı karakterler için daha detaylı bir çalışma ve örgü kurabilecekken derine inmeden yüzeylerde dolaşıyor.  Ama yazarın yakaladığı nokta güzel, özellikle yargıç karakterinde ifadesini bulan sömürenin sömürülen üzerinde kurduğu manevi tahakküm ve bu tahakkümün sonucu olarak, sömürülenin “kendi varlığını, kendi kültürünü ve kendi toplumunu başka ülkelerin -batılı sömürge ülkelerinin- gözleriyle değerlendirmeye ve onlar gibi olmaya çalışması; Ten renginden utanıp pudra kullanmak, gülünce diş etlerini sürekli gizlemek zorunda hissetmek vs. Ve tüm bunların sonunda, kendine de toplumuna da yabancılaşmış garip bir canlı olmak.

Bu yabancılaşmanın dışında göçmenlik konusunun diğer boyutu romanda başarılı bir şekilde karşılık bulmuş. Göçmen olarak bir yerlere kapak atmak zorunda kalanların, “kapak atmaya” çalışanların, gidenlere hayranlık duyanların ve toplumsal düzlemde bu hayranlığın gerçek öykülerin yerini alması ve kimsenin de bu sahte oyunu bozmak istememesi.

Kiran Desai

Kiran Desai

Kiran Desai, göçmenlik konusunda verdiği bir röportajda, göçmenlerin ilk olarak “masumiyetlerini kaybettiğini” söylüyor.  Aynı fikirde değilim; onlar ilk olarak umutlarını kaybediyor, umudunu kaybeden herkes gibi “umut kaybı” onları “masumiyet kaybına” götürüyor.

Göçmenlik, küresel cangıl, çok-kültürlülük, eşitsizlik, sömürge ve diğerleri. Asri zamanların tüm bu sorunlarıyla oluşmuş ve yine çağımızın temel sorunlarının biçimlendirdiği, birbirine bağlı hayat kesitlerinin anlatıldığı “The Inheritance of Loss“, aslında, bir yönüyle ne deniz olabilenlerin ne de nehir kalabilenlerin öyküsüyken, diğer yönüyle de  ne deniz yapılanların ne de nehir bırakılanların öyküsü.


*The Inheritance of Loss / Kaybın Türküsü – Kiran Desai
Can Yayınları
Çeviren: Suat Ertüzün
Yayın tarihi: 7 Eylül 2010