Archive for August, 2010

Ayşe Karabat ve bir “ilk roman”

Tuesday, August 17th, 2010

Her yeni kitap okuma öncesi okurda biraz merak, belki biraz umut çokça da “tat” alma isteği oluşturur. Hele hele okuyacağınız roman yazarının ilk gözağrısıysa, yani bir “ilk roman” ise, bu durum daha da belirgin olarak ortaya çıkar. Edebiyatımızın -kendi deyimiyle- “asi ve uyumsuz” yazarı Tomris Uyar’ın bu konuda şöyle bir tavsiyesi vardır:

“Eğer daha önce okumadığınız ama -nedense- pek umutlu olmadığınız bir yazarı okuyacaksanız cin tonikten şaşmamalısınız. Çabanızı kolaylaştırmak adına Shirley Bassey, Charles Aznavour, Edith Piaf gibi nesnelleşmiş, üstelik hafif ticari bir “ses” dinleyin. Beni okuyacaksanız bir rom koyun lütfen (aslında rakıya da razıyım),… bir de Billie Holiday (Hafız Burhan’a da razıyım). sağolun!”

Ayşe Karabat basınımız için yılların deneyimli gazetecisi ve muhabiri fakat edebiyatımız için ise yeni bir romancı. İlk romanı “Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri” için ben -kendisinin bu konuda bir tavsiyesi olmadığından ve ben de roman hakkında umutla umutsuzluk arasında bir yerde olduğumdan- türk çayı ve Nina Simone eşliğinde okumayı tercih ettim. İyi de ettim hani.

Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri

Ayşe Karabat “reel politiğin diplomatik koridorlarına” sapmadan, taraf tutmadan ama insani duyarlılığı kaybetmeden, gündelik hayatı es geçmeden ve yerleşik önyargılara çanak tutmadan oynatıyor kalemini ve bize ortadoğu’nun tam kalbinden, semavi dinlerin kutsal şehri Kudüs’e dair bir roman bırakıyor.

“Neden her yerde barış yapmak savaşmaktan ve çatışmaktan daha çok cesaret ister”

Şiddetin şiddeti doğurduğu, herkesin her zaman kendisinin haklı olduğunu düşündüğü bir coğrafyada, didaktizme kaçmadan, haklılık / haksızlık hesabına girmeden ama “resmi” de asla eksik bırakmadan örüyor roman kurgusunu ve zor bir işi başarıyor Ayşe Karabat.

“Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri” ustaca hazırlanmış bir “belgesel”, şiddet sarmalının tarafsız bir gözle aktarımı, farklı coğrafyalardan farklı kültürlerden gelen bir avuç gazetecinin şiddet sarmalının ortasında birbirine “tutunma” hikayesi, “mitleştirmeden” ve “metalaştırmadan” anlatılan sade ve gerçekçi bir aşk hikayesi.

Ve hepsinden önemlisi tüm bu unsurların sade ve usta bir dille kaynaştırılıp dile getirilmiş hali.

Ayşe Karabat Kudüs’ün, aşkın ve savaşın kokusunu(*) sessizce okura sunuyor

ve

“Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri” bir “ilk roman” için gayet güzel bir tat bırakıyor…


*Yalnızca sarhoşlar ve aşıklar kokuları tarif etmeye çalışır (kitaptan)

Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri
Ayşe Karabat
2. Baskı Temmuz 2010, Everest Yayınları