Posts Tagged ‘toronto’

Toronto Usulü Çin Mahallesi

Friday, April 9th, 2010

Aslında niyetim başkaydı. Kaç zamandır “ha bugün ha yarın” diyerek ertelediğim ziyareti yapmak ve bu diyarların müze, sanat galerisi ve sergi gibi yönleri hakkında da iki kuruş fikir edinebilmek için AGO‘ya yani Art Galery of Ontario‘ya (Ontario Sanat Galerisi) gitmek niyetindeydim. Gittim de, fakat tam önüne gelmişken gözüme görünen manzara ve kulağıma gelen alışlık olmadık hengame gürültüsünün cazibesine kapılıverdim ve aniden fikrimi değiştirdim. “Cazibe” dediysem aldanmayın hemen, muhteşem bir manzara veya çok alışılmadık bir şeyden bahsetmiyorum ama eğer Toronto gibi düzeni insanı usandıran ve griliği her daim baki kalan bir şehirdeyseniz, bu hengamevari gürültü ve bu diyarların standartlarında alışık olmadığınız “düzensizlik” çok çekici gelebiliyor. Geldi de.

Toronto usulü çin mahallesi

“Çin mahallesi” nedir bilmeyenimiz yoktur. Dördüncü sınıf amerikan filmlerine (Jack Nicholson’lı, Faye Dunaway’lı “chinatown” filmini hariç tutarak) maruz bırakılmış her nesil için “çin mahallesi” birşeyler ifade eder. Kendi kuralları ve kuralsızlıkları vardır o mahallenin, oraya düzen hiç uğramamış ve hengame hiç eksik olmamıştır sokaklarında. Orası şehir içinde şehir, düzen içinde düzensizliktir. “Forget it, Jake; it’s Chinatown” demek aslında tüm hikayeyi de özetler.

Ama eğer bu chinatown’a evsahipliği yapan şehir Toronto’ysa durum biraz değişiyor. Her ne kadar kendi düzenini ve tek düzeliğini bir nebze de olsa bu chinatown’a aktarmış da olsa, chinatown hala toronto standartlarında “ruhsuz ve düzenli” bir yer değil. Ama gerçek bir çin mahallesi de değil. Büyük sayılmaz, ufak bir bölge.

Söyle söylersem sanırım yanlış olmaz. Çin mahallesine gelmeden eğer gözlerinizi kapatıp yürürseniz, çin mahallesine gelir gelmez “farklı bir yerde” olduğunuzu hemen anlayacaksınız. Toronto’da bulamayacağınız bir başka atmosfer -hengamenin çekiciliği, düzensizliğin garip cazibesi- sözkonusu olan. Onlarca çin restoranıyla, envai çeşit dükkanlarıyla ve tabi ki çinlileriyle öyle “mutlaka ziyaret edilmesi gereken” bir yer olmasa da toronto’nun düzeninden hazzetmeyen benim gibi insanların hoşuna gidebilir.

Evet burası bir çin mahallesi ama Toronto usulü bir çin mahallesi…

On altı yıl tutulan söz

Monday, April 5th, 2010

Başlığa aldanıp boyumdan büyük sözler beklemeyin benden. Benim sözlerim / isteklerim küçük şeyler.

Sonunda sözümü tuttum. On altı yıl sonra da olsa tuttum ve gittim bir NBA maçını çıplak gözle izledim. Gerçi ben o sözü kendi kendime verdiğimde Michael Jordan diye bir oyuncu, Chicago Bull’s diye de bir takım vardı sahada. Gönül o kalitede oyuncular ve takımlar görmek istese de sahada, dün akşam payımıza Toronto Raptors / Golden State Warriors maçı düştü. Şikayetçi değilim, sahada çok yetenekli oyuncular olmasa da çok çekişmeli ve zevkli bir maç vardı. Hem yolcu umduğunu değil, bulduğunu izler.

Hem bu vesileyle Air Canada Center‘i -hani o “city attractions” dedikleri, “must see” diye önerdikleri yerlerden biri- görmüş oldum.

Maçın skoru mu? 112 – 113. Toronto son saniyede pota altından sayıyı yapamadı, kaçırdı ve kaybetti.

Bu şehirden ayrılmadan önce yapılması gereken son bir şey kaldı.

O da bir aksilik olmazsa gelecek hafta sonu..

Neşeli haftalar,

Yakın ve Uzak Yer : Toronto Adası

Friday, February 26th, 2010

Yanlış zamanda yanlış yerdesiniz ya da şöyle diyelim; doğru zamanda doğru yerdesiniz eğer kanınızı donduran soğuğu saymazsanız. Bir kısmında hala insanların yaşadığı, nerdeyse tüm hayatın bahar ve yaz mevsimine göre ayarlandığı, şehre, uzaktan bakınca elinizi uzatsanız dokunacak kadar yakın, sessizliğini görünce de şehirden fersah fersah uzakta hissettiğiniz bir yer Toronto Adası. Toronto merkeze deniz yoluyla çok yakın. Ufak bir ada dedik ama aldanmayın ufaklığına, bölgesel uçuşlar için kullanılan bir havaalanı bile var bu adada ama havaalanı Toronto şehri için yoksa bu ufacık adadaki nüfus(iki yüz küsur hane var bu adada) o havaalanını açık tutmak için cazip olmazdı.

Tarihi eskilere giden (yok yok o kadar eski değil, 1790 ların sonu), hikayesi biraz karışık, sakinlerinin bir kısmının zamanında kanun zoruyla evlerinin boşaltıldığı, boşaltmak istemeyenlerin uzun bir hukuk mücadelesi verdiği ve sonunda kazandığı, boşaltılan yerlerin park ilan edildiği, piknik yerine çevrildiği bir yer burası. Zamanında federal hükümete bağlıyken daha sonra el değiştirmiş, isim değiştirmiş ve Toronto şehrine bağlanmış. Dediğimiz gibi hikayesi biraz karışık.

Etrafta dolanınca ateş yakılacak yerlerin ve bazı yerlerde taş masaların olması piknik, şimdi pek benzemese yazın güzel olacağını belli eden sahildeki alanların olması plaj, ve soğukların bitmesini suyun kenarında  bekleyen, üst üste  yığılmış ve şimdilik yalnız bırakılmış kanoların varlığı hareketli bir yaza işaret ediyor.  Gece ise Toronto şehir merkezinin ışıl ışıl manzarasını önünüze getiren ufak, şirin bir yer.

Bir ada, soğuk bir hava ve öfkeli bir rüzgar aynı anda aynı yerde olunca yukarıda saydığım güzellikler sadece bahar ve yaz aylarında burayı ziyaret edebilecekler için geçerli oluyor haliyle.

Ada aslında bir çok ufak adacıktan oluşuyor.  Bu adacıklar o kadar birbirine yakın ki bir her ada birer köprü ile birbirine bağlanmış durumda.  Bu yakınlık’ın iki sonucu var; biri köprülerle bağlanmaya olanak sağlaması, ikincisi ise şu anda olduğu gibi kışın bu suların donması (göl donması). Böylece ortaya ilginç manzaralar çıkabiliyor. Resimden görebileceğiniz gibi insanlar gündelik işlerini hallederken o gölün üzerinden yürüyerek geçiyorlar. Arada bu buzlu gölü hokey oynamak için kullananlarda olmuyor değil.

İki ada arasındaki su boyunca (aslında göl donmuş olduğundan buz boyunca demek daha doğru) yürürken karşıma çıkan bir kunduz ise ilginç bir anı oldu.  Zooloji bilgim çok sınırlı olduğundan ilk anda nedir, ne değildir, zararlı mıdır, ısırır mı diye düşünürken o benden ürküp kaçmaya başladı. O önde ben arkada koştururken pat diye suya atlayıverdi hayvan.  Orada kendini güvende hissetmiş olacak ki burnunun dibine kadar sokulup resimlerinin çekilmesine pek ses çıkarmadı.

Ada bir yanıyla şehre çok yakın olması, öte taraftan şehrin gürültüsünden uzak olması (bir kaç resmi araç dısında trafik, yok haliyle), ve kuzeyiyle şehir manzarası, güneyiyle göl manzarası sunmasıyla Toronto’daki iyi şeylerden biri.  Gitmek için baharı beklemeden pat dadanak gidecekler yukarıdaki gibi bir adayla karşılaşacakken, bahar ve yaz aylarında gidenler daha renkli ve hareketli bir adayla karşılaşabilirler.  Diğer resimlerin bir kısmınıda aşağıda bulabilirsiniz.

-

Toronto rüzgarına maruz kalmamanız dileğiyle…