TCO, Novell, Linux ve Tilki Olayı

March 16, 2007 | 2 Comments »

Bugünlerde Novell şirketinin koridorlarında Microsoft firması ile yapılan partnerlik anlaşması hakkında hala kritik yapılıyor mudur? Elbette bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir “Kedi & Köpek” olayını anımsatan Novell & Microsoft partnerlik olayının sonuclarına baktığımızda Microsoft’un 2-0 önde olduğu. Hatırlarsınız Novell ve Microsoft şirketi herkesi şaşırtarak bazı alanlarda ortak çalışma yapmaya karar vermiş ve bir partnerlik anlaşması imzalamışlardı. Bu anlaşma üzerine oldukça naif düşünmüş olduğumu da itiraf edeyim. (Bkz)

Anlaşmanın mürekkebi kurumadan Microsoft’un anlaşma üzerine bazı basın duyuruları ve Steve Balmer’in beyanatları Novell’i zor durumda bırakmış, Novell’e buna cevaben anlaşmayı kendi naif bakış açısıyla yeniden anlatmıştı kamuoyuna..

Şöyle bir gerçek var: Ortada ticari bir anlaşma var ve her iki tarafta bu anlaşmayı kendi lehine kullanmamın derdinde. Çok şaşırtıcı olmayacaktır, Microsoft kendi lehine olacak durumlar yaratmada Novell’den daha atak ve kurnaz davranıyor. Anlaşmanın imzalanmasını müteakip anlaşma maddelerine dayanarak Linux’un kendi patentlerini ihlal ettiğini bunun ispatının da Novell’in bu patent tehdidine karşılık kendilerine belli bir meblağ ödeyeceği olduğuydu. Aynı Microsoft buna dayanarak açık kaynak dünyası üzerinde patent tehditleri savurmaya devam ediyor gelin anlaşalım yolunu da usulca gösteriyordu, bu durum da büyük ölçekli kurumların Linux konusunda tereddüt etmesine yol açıyor. Microsoft 1 – 0 Novell

Bugun itibariyle ZDNet’te yer alan bu haberi “Novell linked to ‘Windows cheaper than Linux’ statement” okuyunca Microsoft’un ikinci golüde pek zorlanmadan Novell ağlarına (Novell’in rızasıyla) attığını gördük. Bir Linux firması için kapalı kaynak kodlu yazılımlara karşı en güçlü pazarlama argümanlarından biridir “Toplam Sahip Olma Maliyeti -Total Cost of Ownership”. Fakat gelin görün ki Novell firması kendi sitesinde çarşaf çarşaf yayınladığı TCO açısından Linux’un sağlayacağı faydalar sayfasını bir çırpıda unutmuş görünüyor. Dahası bu partnerlik işinin sonuçlarından en çok Microsoft’un nemalandığını da görüyoruz. (Microsoft 2 -0 Novell)

Novell sitesinin basın duyuruları kısmında yayınlanan su ifadelerle günlük girdimize son verirken Erkan Tekman hocamın “Tilki Tavukla evlenir, Kümese taşınırlar” başlıklı günlük girdisini de hatırlamadan edemedim:


13-March-2007 – “The Microsoft-Novell agreement is a great catalyst to helping us reduce the complexity of our Linux environment as we standardize our Linux infrastructure with SUSE Linux Enterprise and continue to extend the use of Microsoft Active Directory®,” said Matthew O’Neill, group head of Distributed Systems for HSBC Global IT Operations. “Some will be surprised to learn that our Windows environment has a lower total cost of ownership than our current Linux environment. Our decision to simplify our mixed-source environment with Microsoft and Novell will allow us to reduce the cost and complexity. That’s why we have selected Novell as our preferred Linux partner to support our Linux infrastructure going forward.”

http://www.novell.com/news/press/item.jsp?id=1300

———————————————
Hayata dair durum özeti : “Fight Club” diyorum, “where is my mind” diyorum…

Keşanlı Ali Destanı

November 5, 2006 | No comment »

“Morgol gömlek giyerdi / Gümüş köstek takardı / Hafif şehla bakardı / Yaktı mı kalpten yakardı
Kaşta bıçak yarası / Yüzde halep çıbanı / Kurşun yemiş ayağı / Belli belirsiz aksardı”

kesanli

Türk Tiyatrosu’nun kilometre taşlarından biri “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyun bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda Yücel Erten rejisiyle seyirci karşısında. Kendi adıma adını duyduğumda bile heyecanlandığım çok güzel bir eserdir Haldun Taner‘in eseri.

“Sineklidağ burası / Şehre tepeden bakar / Ama şehir ırakta / masallardaki kadar
Her cins insan var burada / Çalışkanı tembeli / Dört bucaktan gelmişler / Hırlı hırsız serseri”

Bakın Zehra İpşiroğlu “Tiyatroda Devrim”(*) adlı araştırma kitabında oyun metni hakkında ne demiş:

Geleneklerden kaynak olarak yararlanma, onları çağdaş bir anlayışla yoğurma, biçimlendirme anlamına geliyor. Taner de bu yapıtında halk tiyatrosunun göstermeci özelliklerinden özellikle gülmece, taşlama ve türlü söz oyunlarından oluşan geniş kapsamlı bir güldürü anlayışından yola çıkarak çok güncel, çok çarpıcı bir sorunu gündeme getiriyor: Otoriteye bağımlılık. Bir gecekondu ortamının kapalılığı içinde kendilerine bir kahraman miti yaratan insanlar bizim halkımızı simgeler. Gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyen kurtuluşu boş düşlerde arayan halkımızı.Oyundaki yan temalar, Yusuf ile Zilha’nın aşkı, gecekondu ortamıyla zengin kesimin karşılaştırılması, bürokrasi, rüşvet, hile, dolandırıcılık temeli üzerine kurulmuş çarpık bir politik çarkın gösterilmesi, bireysellik bilincinin gelişmemiş olduğu bu kurak ortamın göstergeleridir.

“İnsanoğlu böyledir / Kendini birşey sanır / Kıl aldırmaz burnundan / Böbürlenir kabarır
Herkes bir yerde üstün / Kabul amenna peki..
Haydut yol çevirirken / Banker çek karalarken / Haspa saç taranırken / Despot kaş çatınırken…

Kimi soyunup büyür / Kimi giyinip büyür / İnsanoğlu böbürlü / Yaradılış ne denir”

Haldun Taner’in, Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro anlayışı ile geleneksel Türk Tiyatrosunu harmanlayarak yaratığı bu eser, gülmece öğesini biraz fazlaca ve başlı başına güldürme amacıyla kullanımı sonucu “kahraman yaratma mitosu ve otoriteye bağımlılık” olan asıl temasını birazcık belirsizleştirmiş de olsa Türk tiyatrosunda epik oyun tarzının en güzel ve canlı örneğidir.

“Menur terfi düşünür / Amir prim sezinir / Doçent kürsü aranır / Fakir pis pis kaşınır
Herkes hesap peşinde / herkes hesap peşinde / herkes hesap peşinde”

2001 yılında üniversite tiyatrosunda sergilediğimiz bu oyun için o zaman şunları yazmışım:

oyun üzerine:

Türk Tiyatrosu adına bir kilometre taşı niteliği taşıyan Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”, adlı oyunu epik tiyatronun da en güzel örneklerinden biridir. Oyunumuzda, toplumun kendine ille de bir kahraman yaratma ve ona tapınma ihtiyacı trajikomik bir açıdan ele alınmaktadır. Büyük kent ölçeğinde pek farkına varamadığımız bu olay, bir gecekondu ortamına aktarılınca bütün sivriliği ile belirmekte ve gülünçleşmektedir. Bu yadırgama üslubu içinde yapılan toplum eleştirisi ön plana çıkmaktadır.

Toplumların kahraman yaratma ihtiyacı tarihin her döneminde varolagelmiştir. 1960′larda ülkemiz gerçeklerine göre yazılan bu metnin, 1980′lere, hatta 2000′li yıllara geldiğimizde ne denli güncel olduğunu görmek bizim için maaledef trajik bir durumdur. Taner’in toplumumuzu ne kadar da doğru analiz ettiğini şu sözleri özetlemektedir:

“Bir düne bak
Bir bugüne
Hey gidi günler hey
Az gittik uz gittik
Bir de döndük baktık ki
Dostlar
Olduğumuz yerdeydik.”

Zaman ilerliyor, toplum yeni kahramanlarını yaratmaya devam ediyor…


Ne zaman konu toplumların kahraman yaratma isteği olsa aklıma Bertolt Brecht‘in Galileo Galilei adlı oyunundaki şu sahne gelir :

Galileo, Engizisyonda dünyanın yuvarlak olduğu iddiasından vazgeçmiştir ve ardından evine dönmüştür.Evde bekleyen öğrencisi (ki Galileo’nun fikrini sonuna kadar savunacağına, inkar etmeyeceğine inanmıştı) ile arasında şu diyalog geçer :

Öğrencisi : “Ne yazık o ülkeye ki kahramanları yoktur”
Galileo : “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara muhtaçtır”


iyi pazarlar,

* Tiyatroda Devrim, Zehra İpşiroğlu, MitosBOYUT yayınları, Eylül 2000, 3. Baskı

Ayrılıkların da sonu var…

September 25, 2006 | No comment »

Ben onu ilk gördüğümde kaç yaşındaydım, hangi şarkısıydı hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey siyahlar içinde bir adam ve insanı büyüleyen bir ses…Biraz daha büyüyünce sesden öte sözlerde büyüledi beni…Seveni de var, sevmeyeni de, gittiği yönü beğenmeyenlerde var, eski halini tercih edenlerde…Evet o siyahlar içindeki adam “İlhan İrem”?…Tam 14 yıl sonra “Ayrılıkların da sonu var”? diyor… Orada olacağım :)

İlhan İrem / İki Duvar Arasında..

……
Sen orada iki duvar arasında
Sen orda duvarlar arasında
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli…
Sen orada iki duvar arasında
Sen orda duvarlar arasında
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli
Kanat Seslerine !
…….

Ayrılıkların da sonu var / İlhan İrem / 29 Eylül 2006 Cuma 21:00 / Harbiye Açık Hava Tiyatrosu