Archive for the ‘yazılım’ Category

IBM Yazılım Akademisi 2008 Üzerine

Sunday, October 28th, 2007

IBM Türkiye yine, yeni ve yeniden bir fikir ile ortaya çıkmış görünüyor. Daha önce Linux ve Özgür Yazılım Merkezleri açarak hedeflediği amaçlara ulaşmayı deneyen ama -şahsi kanaatim- bunda başarılı olamayan, sadece ve sadece IBM içinde bu işi yapan ekip üyelerinin kariyer basamaklarında zıplama tahtası ve şirket içi söz sahibi olma girişimlerinin sonucu olan (bkz : başarısız projeler yönetime nasıl başarılı gösterilir?) bu merkezler bildiğim kadarıyla işlevsiz ve amaçlarına ulaşamadan atıl duruma geldi bile.Her neyse şimdi yine IBM açık platformlar ve kendi arakatman ürünlerinin üniversite öğrencileri ve yeni mezun olacaklar tarafından kullanılabilmesi ve kendi ürünlerini pazarlarken “yetişmiş insan gücü”, “kendi teknolojilerine hakim çalışanlar” parametrelerini kullanabilmek için yeni bir girişim başlattı. “IBM Yazılım Akademisi 2008” adıyla duyurulan bu girişimin başlatılma sebepleri IBM Turkiye web sayfalarında şöyle açıklanmış:

“….IBM Yazılım Akademisi hakkında bir açıklama yapan IBM Türk Üniversite İlişkileri Yöneticisi Jale Akyel, “Proje, öğrencilere teorik bilginin yanında gerçek iş problemlerine çözüm getirebilecek pratik uygulama becerileri kazandırmayı hedefliyor.” dedi. Akyel, “Türkiye’deki BT sektörünü, sahip olduğu hacmin 3-4 katı kadar büyütmek ve bir endüstri haline getirmek misyonuyla yola çıktık. Pazarımızı büyütmek için üniversiteden mezun olan gençlerin iş dünyasının aradığı bilgi ve becerilere sahip olmasını sağlamamız gerek. IBM Yazılım Akademisi, öğrencilere hem uluslararası geçerliliği olacak yazılım sertifikalarına ücretsiz ulaşım imkanı verecek, hem de çalışma hayatında karşılaşacakları projelere hazırlıklı olmalarını sağlayacak. Sertifika alan ve başarılı bulunan öğrencilerin CV’lerini müşterilerimiz, IBM ve IBM Çözüm ortakları’na açacağımız bir CV veritabanına yükleyerek, iş olanakları sağlamayı planlıyoruz.” dedi.”

Bu girişime katılmak için gerekli koşullar proje için özel olarak hazırlanan web sitesinden öğrenilebilir. Hem IBM ürünleri ile tanışmak hemde piyasa ortamında yazılım geliştirme tecrübesi edinmek isteyen üniversite öğrencileri için ilgi çekici olabilir, sonuçta hem IBM yazılım ürünleri, eğitimleri söz konusu hemde IBM Türkiye çalışanlarından projeler için “e-mentor” luk almak sözkonusu. Ama şundan emin olmak gerekir ki projelerin değerlendirilme koşulları sırf geliştireceğiniz yazılımın kalitesi ile alakalı değil. Yani siz projeniz için özgür yazılımlar kullanarak, hantal veri tabanları yerine projenizi daha verimli ve hızlı yapan daha sofistike ve başarılı veritabanı sistemleri kullanarak daha başarılı olamayacaksınız. Sonuçta proje değerlendirme koşulları içinde “DB2 kullanmak, WebSphere kullanmak” gibi maddeler var.

Diğer bir nokta e-mentorluk sağlayacak IBM ve çözüm ortakları ile ilgili. E-mentorluk listesinde gerçekten alanında uzman, başarılı isimler var.

Sonuçta bir şekilde piyasa koşullarında kullanılan ve pazar payı epey yüksek olan IBM teknolojileri ile tanışmak, onları kullanmak isteyen üniversite öğrencileri için faydalı olabilecek bir girişim. Sonunun Linux Merkezleri gibi olmaması dileğiyle…

Proje Sitesi : http://www.yazilimakademisi.org/index.php

Patentler Üstüne Kısa Bir Film : Microsoft vs European Union

Tuesday, October 23rd, 2007

Ünlü Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski “A short film about killing” filminde ilginç bir konuyu ustaca işler. İnsanlarla bir türlü iletişim kuramayan kendi içine kapanık Jacek’in sebepsiz yere işlediği bir cinayetten yola çıkarak onu cinayet işlemeye iten sistemi ve Jacek’e ölüm cezası veren sisteminde aslında Jacek’ten yani bir katilden farkı olup olmadığını o enfes anlatımıyla sorar izleyenlere.

Takip edenler bilecektir Avrupa Birliği ile Microsoft firması arasındaki hukuk sürecini. Başdöndürücü bir hızla değişen teknoloji dünyasıyla kıyasladığımızda hikaye epey eski. Avrupa Birliği Microsoft firması aleyhine tekelleşme odaklı bir dava açmıştı. Dava’nın çeşitli aşamaları oldu. Birliğin rekabeti düzenleyen kanunlarına uymayan Microsoft firması bir dizi para cezası ve bu kanunlara uymamaya devam ederse pazarda yer bulamama tehdidi ile karşı karşıya kalmış, hukuk süreci ise para cezaları, bir sonraki celse vs. derken bugünlere gelmişti. Bu konuya daha önce günlükte Guardian Gazetesinden bir haberi ileterek kıyısından değinmiştik. [ AB'den Microsoft'a 9 Gün / 11.16.2006 ]

Microsoft firması, Avrupa Birliği’nin bu isteklerini -özellikle protocol, kaynak kodu, erişim bilgileri- rakip firmalarla ve özgür yazılım dünyası ile paylaşmayı reddetmiş, buna gerekçe olarakda bir takım ticaret ve patent kanunlarını göstermiş ve olsa olsa bazı bilgilerin %90′ını paylaşabileceğini ifade etmişti. Konuyla birebir ilgilenen Avrupa Rekabet Komisyonun Hollanda’lı üyesi Neelie Kroes ise ” ‘Bilginin yüzde 100′üne ihtiyacımız varken, yüzde 90′ını sağladık denmesi benim için pek etkileyici değil. Zaten bu bilgilerin bir kaç ay evvel aktarılması gerekiyordu’ diyor ve ardından da şu eklemeyi yapıp Microsoft’a gözdağı veriyordu: ”Avrupa rekabet kurallarına uyması için şirket üzerindeki baskıyı sürdüreceğim”.

Microsoft firması artan baskılar karşısında bir takım hilelere de başvurmadı değil. Mesela kendi patent ve kodlarını kullanacak firmalara bunu sağlayacağını beyan etti. Ardından ne yaptı? Elbette bunları sağladı ama ufak bir ayrıntıyla: Bu protokol ve kodları kullanmak için piyasa koşullarında epey yüksek sayılacak ücretler talep ederek.

Neyse sonuç olarak 22 Ekim 2007 tarihli Avrupa Birliği internet sitesinden ulaşılabilen Neelie Kroes’in basın duyurusunun önemli kısımlarını burada paylaşalım:

Press conference Brussels, 22nd October 2007

Ladies and Gentlemen

I want to report to you today that Microsoft has finally agreed to comply with its obligations under the 2004 Commission decision, which was upheld last month by the Court of First Instance.
….
I told Microsoft that its royalty rates were too high for the patents they claim are applicable to the interoperability information. In response, Microsoft has slashed its requested royalties for a worldwide licence, including patents from 5.95% to 0.4% - less than 7% of the royalty originally claimed.

I told Microsoft that the royalties for access to its secret interoperability information were unreasonable and had to be reduced. Microsoft has now abandoned its demand for a royalty of 2.98 % of revenues from software developed using licensed information. That percentage royalty has become a nominal, one-off payment of €10 000. This is all that has to be paid by companies that dispute the validity or relevance of Microsoft’s patents.
….
I told Microsoft that it had to make interoperability information available to open source developers. Microsoft will now do so, with licensing terms that allow every recipient of the resulting software to copy, modify and redistribute it in accordance with the open source business model.

I told Microsoft that it should give legal security to programmers who help to develop open source software and confine its patent disputes to commercial software distributors and end users. Microsoft will now pledge to do so.

Basın Duyurusunun Tam Metni - 22nd October, 2007
Introductory remarks on Microsoft’s compliance with March 2004 antitrust decision

Yazılım dünyası, hele hele, özgür yazılım dünyası için önemli olan bu gelişmeler bir yana, Avrupa Birliğini bu gibi kararlar almaya iten tekelleşme süreci hızla ilerlerken herhangi bir önlem almayan, özgür yazılım ve patentler konusunda samimi davranmayan, kendi uygulamaları sonucu oluşan durumu görüncede rekabet kurallarını uygulamayı akıl eden Avrupa Birliğini düşününce öylesine Krzysztof Kieslowski’nin filmi gelmişti aklıma…Öyle işte…

Mutlu ve güneşli salı günleri,

ODF versus OOXML (3) : Office Open XML’in Önlenebilir Yükselişi

Saturday, September 1st, 2007

Ünlü Alman tiyatro adamı Bertolt Brecht Nazi’lerin iktidara yürüyüş sürecini “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” adlı oyunla anlatır. Oyunun ismi ile bir gerçeğe özellikle vurgu yapar Brecht : Nazilerin yükselişi kaçınılmaz bir durum değil, önlenebilir bir yükselişti. Hitleri Arturo Ui ile, Alman sermaye sınıfını da karnıbahar tröstü ile eşdeğer kılarak söyler söyleyeceğini Brecht. Şimdi oturmuş, doküman formatları/standartları üzerine yazacak iken aklım yine tiyatroya kaydı. Hayra alamet olmasa gerek.

Konumuza yani doküman formatlarına dönelim biz. Open Document Format – ODF‘nin 2006 mayıs itibariyle ISO standardı olarak kabul edilmesi ertesi Microsoft kendi doküman formatınında ISO standardı olması için elinden geleni ardına koymuyor, hummalı bir çalışma içinde görünüyordu. Bu konuda günlükte daha önce çiziktirdiklemiz hikayeyi özetliyor: ODF versus OOXML ve ODF versus OOXML (2).

2 Eylül 2007 tarihinde ISO üyeleri Microsoft firmasının Office Open XML formatının ISO standardı olup olmamasını oylayacaklar. Dolayısıyla bir yanıyla çok önemli bir oylama. Aynı alanda ortak bir standard yerine iki standard olması ya da olmaması; işte bütün mesele bu.

(more…)

Lenovo & Novell - Novell & IBM - NSN & Linux Foundation

Thursday, August 9th, 2007

Siz daha RSS okuyucusunun ikonuna basmadan doluveriyor ekran. Sizinle yarışıp siz daha yeni gelenleri bitirmeden önünüze yığıveriyor bir dolu yazıyı. Önden gidince sanki boyu uzayacak bu RSS okuyucusunun. Biri bunun doğru olmadığını öğretmeli bu RSS okuyucusuna. Neyse efendim biz devam edelim. Gün geçmiyor ki (’ki’yi ayrı yazalım, TDK gezegen temsilcisinden-Didem- azar işitmeyelim) Özgür Yazılım ve Linux konusunda yeni bir gelişme yaşanmasın ve yine gün geçmiyor ki yeni anlaşmalar, yeni ortaklıklar olmasın. Neler oluyor hayatta bakalım ?

Efsane dizüstü bilgisayar modeli ve bu satırların yazıldığı sevimli aygıt olan(ben ona ‘kara kaplan’ diyorum) ThinkPad‘in SuSE Linux ile flörtü artık ciddi ve uzun erimli bir hal aldı. IBM ve Novell uygulama sunucuları pazarı için yeni bir anlaşma yaptılar. WebSphere App. Server Community Edition Jboss karşı”. Ve son olarak Nokia Siemens Network şirketinin “Linux Foundation”a katılımı ve finansal & teknik destek vaadi.

Lenovo & Novell : SuSE Linux yüklü ThinkPad’ler

Masaüstü pazarında Linux’un -özellikle- büyük kurumların ve şirketlerin masaüstlerinde- yerini sağlamlaştırmasının ve pastadan pay almasının önündeki en büyük engellerden biri olan “üretici firma desteği” nihayet son zamanlardaki gelişmelerle tarihe karışmak üzere. Önce Dell firmasının Ubuntu yüklü modelleri satışa sunması ardından da “business” kullanıcılarına hitap eden Lenova’nın SLED yüklü ThinkPad’leri çıkaracağını(T60p modeli) ve Linux için “Help Center” desteği de vereceğini açıklaması, Linux’un masaüstü pazarında yerini sağlamlaştıracağının ilk işaretleri. Evet son kullanıcı için şu anki dağıtımların hiçbir eksiği yok, fazlası da var ama “business” kullanıcıları söz konusu olduğunda şimdiye kadar durum bu kadar parlak değildi. Sürekli destek alabileceğiniz, kurumsal ve teknik mühendislik uygulamalarını çalıştırabileceğiniz ve başınız sıkışınca sağlayıcı firmayı arayıp sorununuzu çözdürebileceğiniz bir işletim sistemi “business” kullanıcılarının-daha doğrusu kurumsal ve büyük ölçekli firmaların- önceliği idi.Bunlar olmadan ağzınızla kuş tutsanız yaranamazsınız şu mendebur “kurumsal firmalara”..Dolayısıyla LenovoSLED birlikteliği kritik önemde bir adım…

IBM & Novell : Ne olacak şu WebSphere’in Hali

Novell firması SuSE’yi gözüne kestirdiğinde, büyük abisinden nakdi ve ayni yardım görmüştü hatırlayacağımız üzere. O sebeple Novell – IBM ilişkileri çok çarpıcı gelmiyor artık. Büyük abisi -big blue- şöyle yapalım diyor yapıyorlar. Böyle olsun diyor oluyor. RedHat’ın Jboss’u açık kaynak dünyasında yükselişine devam ederken IBM durur mu? Novell ile yaptıkları anlaşma gereği Novell SLES tarafında IBM WebSpehere App. Server Community Edition desteği de verecek. Hatırlatmakta fayda var: WAS CE açık kaynak kodlu bir uygulama tıpkı Jboss gibi..Bunun karşılığında Novell IBM satış ağından yine maksimum faydalanmaya devam edecek. Alan memnun veren memnun durumu…

Nokia Siemens Networks & Linux Foundations üyesi

6 Ağustos 2007 itibariyle Nokia Siemens Networks firması Linux Foundation’a üye oldu. NSN bu adım ile Linux Foundation‘a finansal ve teknik destek de sağlayacak. Böylece Carrier Grade Linux olayının da içine girecek. Telekom pazarında zaten belli alanlarda Linux işletim sistemini kullanan firma bundan sonrası içinde daha fazla Linux kullanacak. Bu umalım ki aynı zamanda GSM ve 3G için geliştirdiği aygıtların da yakın zamanda Linux kullanması anlamına gelsin. Telekom gibi rekabetçi bir pazarda gerek büyük sistemlerde gerekse gömülü sistemlerde “anlamsız şekilde” Windows kullanmak ve toplam maliyeti artırmak bunun yanında da yüksek bulunulurluğu sağlayamamak ” anlaşılır bir şey değildi zaten.

—–
Server Hoca’nın günlük girdisindeki videoyu izleyince biraz maziye gittim. Maziye götüren ise Ferha Şensoy’un “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı” adlı oyunu idi. Bakkal Abla’sıyla, Şeref’iyle, Şükrü Bey’iyle 1998-99 sezonunda zevkle oynadığımız bir oyun idi :)

Sf.net : List of 2007 categories and finalists

Wednesday, August 1st, 2007

SourceForge proje sitesi “SourceForge.net Community Choice Awards” listesini açıklamış. Listeye bakınca yalnızca 5 tanesini bildiğimi/kullandığımı görünce biraz kötü hissettim. Kapalı kaynak kodlu yazılımlarla uğraşmaktan dolayı “özgür yazlımlara” gereken ilgiyi gösterememişim :)

List of 2007 categories and finalists:

Best project: 7-Zip

Best new project: eMule and Launchy

Best tool or utility for developers: TortoiseSVN

Best project for the enterprise: Firebird

Best project for gamers: ScummVM

Best project for multimedia: Audacity

Best project for communications: phpBB

Best user support: Firebird

Best technical design: 7-Zip

Most collaborative project: Azureus

Best tool or utility for SysAdmins: phpMyAdmin

 

ODF versus OOXML (2)

Monday, July 16th, 2007

Kim demişse doğru demiş gerçekten; “Don’t let me down” şarkısını dinlerken bir şey okunmuyor, hasbelkader okunsa da bir şey anlamıyor insan okuduklarından. Hemen bu ikircikli duruma son verip kapattım müziği. Elim bile “emre itaatsizlik” yapmaya yeltendi de son anda kurtardım durumu. RSS beslemelerini okumaya devam. Son günlerin ”standartlar” dünyasında en hararetli konularının başında ODF-Open Document Format ile OOXML - Office Open XML doküman formatlarının “kapışması” var. Open Document Format bilindiği gibi ISO tarafından onaylanmış açık bir standart. (“Açık Standartlar” da ne ola ki diyenler şuradan : Açık Standart Nedir? Niçin Tercih Edilmeli ) Office Open XML ise henüz ISO onaylı bir standart olmayan ama ISO süreçlerinde halen değerlendirmesi devam eden ECMA onaylı bir doküman formatı.

Geçenlerde yine günlükte değindiğimiz, bazı kurumların ve özellikle de kamu kurumlarının (“standart ve genel kabul görmüş” formatlar konusunda hassas olan kurumların) sırayla ODF’den sonra OOXML formatını da “açık standart” olarak kabul edebileceklerini açıklamaları ODF ile OOXML arasındaki rekabeti iyice kızıştırdı. Gerek bilgi teknoloji süreçlerini basitleştirmek gerekse uyumluluk konusunda problem yaşamak istemeyen kurumlar ve organizasyonlar tercihlerini her ne kadar ODF’den kulanacaklarını açıklamış olsalarda eğer Microsoft firmasının OOXML formatı da ISO tarafından onaylacak olursa aynı alanda iki standart olacak ve yine her iki standartı desteklemek bir problem yaşatacak. (Office OpenXML neden ISO standardı olmamalı : http://www.hakanuygun.com/blog/?p=44 )

Microsoft firmasının doküman formatı konusunda son günlerde ODF’ye karşı kullandığı en güçlü argümanlardan biri de 324 sayfalık “Formula Definition” belgelerinin hazır olmasıydı. Çünkü ODF formatının “Formula Definition” belgesi henüz tamamlanmamış durumda. Buna dayanarak Microsoft firması kendi doküman formatının “açık bir standart” olduğunu, her türlü tanımlamanın ve özelliğin açık bir şekilde belgelendiğini iddia ederek ve geriye doğru uyumluluk konusunda “de facto” standart olmasının avantajını kullanarak “de jure” standart olmaya çalışıyor.

Fakat ufak bir problemi var galiba, çünkü iyi ay gibi kısa bir sürede hazırlamakla övündüğü bu “formula definition“ belgesi biraz (bilinçli veya bilinçsiz) yanlış bilgiler içeriyor. Eğer bu tanımlama belgelerine göre birseyler yaparsanız yandınız çünkü formüller sizi doğru sonuca götürmüyor.

http://www.openmalaysiablog.com/2007/07/mathematically-.html

Neyse söz konusu firma Microsoft olunca, bu gibi durumlar bizi şaşırtmıyor ama ”benim formatımda açık standard” dediği her cümlede insan kendini gülmekten alamıyor. Bundan olsa gerek ki OpenForum Europa adlı kuruluşta “önce bir açık standardın tam tanımını yapalım, öyle her önüne gelen -ben açık standardım- demesin” diyor. Haksız da sayılmazlar. OpenForum Europe adlı bu kuruluş geçenlerde “Dual Standards – More Choice or Less” isimli bir rapor yayınladı. Raporda özetle aynı alanda iki veya daha fazla standard olmasının rekabeti ve seçeneği arttırmayacağını, sektör ve son kullanıcı açısından bunun zararlı sonuçları olacağını gerekçeleriyle birlikte anlatıyorlar. “ODF varken OOXML’e ne hacet” diyorlar kısaca.

 

Devrim, Anadol STC ve Pardus

Wednesday, January 3rd, 2007

Otomobil konusunda her normal insanın bilmesi gereken temel şeyleri bile bilmeyen, cahil denilebilecek kadar az bilgiye sahip bir insan olarak “benim neme lazım otomobil örneği vermek” diye geçiyor bir an aklımdan :) Uyku halini üstündem atmaya çalışırken okuyorum Gezegen Linux‘ u. Önce Ali Işıngör‘ün zevkle okuduğum günlük girdisi -hem Anadol STC’nin öyküsünü öğrenmiş oldum- ardından Erkan Tekman‘nın günlük girdisini. Her ne kadar bir an, “Erkan Tekman herhalde soyağacımı da çıkartacak bu gidişle” diye düşündüysem de korktuğum olmadı :)

Öncelikle bir durumu açıklığa kavuşturmakta fayda var. Ali Işıngör hocamın “son derece kıvrak ve zekice” bulduğu, Erkan Tekman’ın günlük girdisinde ki şu saptama:

“Ama benim kafama takılan Erhan’ın yazısının sonuna koyduğu Devrim otomobili resimleri; anladığım kadarı ile projeler arasında bir ilinti kuruyor ve belki de Pardus’un sonunun da benzer olmasından endişeleniyor. ”

Yazının sonuna eklediğim Devrim otomobili resimleri projeler arasında ilinti kurmak maksatlı değil, daha çok, bu topraklarda yaşayanların, basının ve belirli çevrelerin genelde hemen yanıbaşlarında olan gelişmelere hep bir küçümseme ve kompleks ile bakması, buna karşın uzaktaki herşeye de “pembe panjurlu ev hayali kuran çiftin romatik bir şekilde uzaklara bakması” durumunu eleştirmekti. Erkan Tekman’ında belirttiği gibi projenin bugün geldiği noktaya baktığımızda bile bu iki proje arasında bir analoji kurmak pek sağlıklı görünmüyor. Ayrıca Pardus‘un sonununda Devrim’in sonu gibi olmayacağı gün gibi ortada iken neden endişelenelim :) Bundan sonra ola ki bir daha otomobil projeleri ile Pardus’u kıyaslamak gerekirse diye “Anadol STC” resimlerini bir yerelere kaydettiğimizi de Erkan Tekman’a iletmiş olalım :)

Geçen günlük girdimizdeki “cetvelimizi” Pardus üzerinde dolaştırmaya devam edeceğiz.

açık kaynak projeleri,pardus ve ufak bir test

Tuesday, January 2nd, 2007

Açık kaynak kodlu özgür yazılımların kurumsal alanda -daha önce hiç olmadığı kadar hızlı ve sağlam bir şekilde- kendisini kabul ettirdiği, bu alanda bir şekilde kulllanıldığı ve henüz daha kullanmayan kurumsal firmaların da önümüzdeki süreç içerisinde kullanma planları ve/veya kullanılabilirlik analizleri yaptığı bir dönemdeyiz. Gün geçmiyor ki bir pazar araştırması yapılmasın bu konuda. Pazar araştırma şirketleri de bu alandaki talepleri görmüş olacaklar ki her hafta açık kaynak/özgür yazılım konulu yeni pazar araştırmaları ile çıkageliyorlar.

Elimde Forrester Research firmasının yaptığı “The Forrester Wave™: Open Source Projects, Q2 2006″ başlıklı bir araştırma var. Açık kaynak kodlu belirli projeleri -önceden belirlenen- “Evaluation Criteria- Değerlendirme Kriterleri” listesine göre değerlendirip, belirli başlıklarda puanlayıp, projeleri “mükemmellik” açısından sıralıyorlar. MySQL, Eclipse IDE, Apache HTTP Server, Apache Tomcat, JBoss Application Server, and PHP tahmin edebileceğimiz gibi alanlarında ilk sıraya yerleşme başarısını gösteren projeler. Asıl konumuz bu güzide projeler değil tabi ki, onların seçiminde kullanılan kriterler. Forrester Research firması analistlerinden Michael Goulde, bu araştırmayı yaparken şöyle bir “Evaluation Criteria – Değerlendirme Kriterleri” kullanmış :

criterias

Listeden de görüldüğü üzere bir projenin başarılı,mükemmel olabilmesi sadece o projenin teknik üstünlüğüne bağlı değil. Projeyi başarılı kılan bir çok parametre var. Üstelik bu parametreler birbirine de bağlı (tavuk-yumurta durumu).

Şimdi gelelim bu kriterler ile bugünlerde yeni sürümlerini çıkartan Pardus Ulusal Dağıtım* projesini değerlendirmeye.(Bu kriterler aslında uygulama ölçeğindeki projeler için hazırlanmış olmasına rağmen dağıtım ölçeğindeki projelere de rahatlıkla uygulanabilir.)

Bu değerlendirmeleri yaptıktan sonra Pardus projesinin özellikle sunucu versiyonu için de bazı tahminleri yapmamız da kolaylaşacaktır. Bir sonraki günlük girdimizde “ulusal dağıtım” sloganıyla yola çıkan, şimdilerde “Özgürlük için” diyerek yoluna devam eden bu projenin ne kadar yaygınlaşabileceğini, hangi oranda kabul göreceğini ve bu süreçteki dış gözlemlerimizi paylaşıyor olacağız. (Tabi yetiştirebilirsek…)

*Ne zaman Pardus projesi ile ilgili birşeyler okusam aklıma Tübitak değil, 1961 yılının Eskişehir cer atölyesi geliyor. Devrim’i yolda bırakan zihniyet, Pardus için ne derdi acaba? :)

Devrim_otomobili
Devrim I ve Devrim II

Red Hat, Novell vs.

Monday, December 25th, 2006

Red Hat, önce Oracle’in “Unbreakable Linux” duyurusu, ardından da Novell ile Microsoft’un partnerlik anlaşması duyurularıyla sıkıntıda olduğu bir dönemi mali anlamda yine rahat geçti. Red Hat’in 21 Aralık 2006 tarihinde açıkladığı finansal veriler bunu gösteriyor. Aynı tarihlerde Novell’de Microsoft ile yaptığı anlaşmanın ilk büyük meyvelerini toplamaya başlamış görünüyor. Zira Deutsche Bank AG, Credit Suisse ve AIG Technologies gibi önemli firmalar bu anlaşmanın sonuclarından ve ürünlerinden biran önce faydalanmak istediklerini söylüyorlar. Bu Novell için iyi bir başlangıç sayılabilir, bu trendin devam edip etmeyeceğini ise zaman gösterecek.

Novell & Microsoft partnerlik anlaşmasının hukuki,etik ve “community” kavramları ile ilgili olan yerlerini bir kenara ayırıp, olaya sadece ticari açıdan bakacak olursak anlaşma her iki firma içinde istediklerini alacakları bir anlaşma gibi duruyor. Microsoft bu anlaşma ile Linux ve Open Source dünyası ile “bir şekilde” aktif iletişim içine giriyor diğer yandan da geçenlerde yaptığı gibi çıkıp bakın “Linux benim patentlerimi ihlal ediyor, işte Novell bana patentlerim için para ödüyor, diğer linux firmaları da gelsin anlaşma yapalım” gibi bir taktik üzerinden ilerliyor ve fırsat buldukça da benzer patent ihlali tehditlerine devam ediyor.(devam ediyor etmesine ama bir türlü mahkemeye de veremiyor o da ayrı bir yazı konusu). Novell ise olayın bu yönünü yansıtmayıp, müşterilerinin karşısına “Microsoft” destekli çıkmış olmanın avantajlarını kullanmaya çalışıyor. Kurumsal alanda bu durumun prim yapması da muhtemel zaten. Ama bu anlaşmanın Red Hat üzerine etkisinin hemen görülmemesi (ki Red Hat’ın mali verileri iyi bir tablo çiziyor) de normal zaten. Anlaşmanın Red Hat’a olan etkisini 2007 yılında daha rahat gözlemleyebileceğiz.

Red Hat’ı gectiğimiz dönem sıkıntıya sokan Oracle olayına gelince… Oracle ne zaman kendi “core” işinin yani veritabanı işinin dışına çıkmaya yeltendiyse çoğunlukla hayal kırıklığına uğradı. Hemen hemen hiç birinde yola çıkarken hedeflediği noktalara ulaşamadı, bazıları ise tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Bu gibi konularda nispeten deneyimli sayılabilecek bir firmanın hatalarından ders çıkarmamış olması ilginç tabi. Oracle’ın Linux işine girmesi gerekiyordu ama bu girişin bu kadar yanlış bir strateji ile olması “başlarken kaybetmek” durumunu çağrıştırıyor…

Red Hat için Oracle’dan ziyade ilerisi için Novell-Microsoft işbirliği tehlike arz ediyor(Novell’in kendisinden de fazla)…Bakalım kırmızı şapka’nın 2007 yılı performansı nasıl olacak?

Linux kullanacağım. $100 ımı geri ver!

Sunday, November 26th, 2006

Açık kaynak kodlu işletim sistemleri kullanan bilgisayar meraklılarının kendilerine yeni bir bilgisayar satın aldıklarında ilk yaptıkları işlem var olan ön yüklenmiş sistemi formatlamak, bu sayede de linux vb. açık kaynak kodlu işletim sistemleri için rahat rahat top koşturabilecekleri taze alanlar oluşturmaktır. Yeni bilgisayarlarını alırken kullanmayacakları “MS Windows İşletim Sistemi” için de bir ücret ödemek zorunda kalmaları ise can sıkıcı bir durum. Diyelim ki yeni bilgisayarınızı aldınız.Ve farzedelim ki Dell marka bir dizüstü aldınız. Evinize güzelce teslim edildi. Karşısına oturdunuz ve bilgisayarı açtınız. İlk defa açıldığı için MS Windows için size bir takım lisans sözleşmelerini onaylayıp onaylamadığınızı sordu? Ne yapacaksınız? Evet diyip bu sıkıcı prosedürü bir an önce bitirmek hepimizin arzusu ama burada bir dakika durun. Bunun yerine Dave Mitchell adlı arkadaşın yaptığını yaparsak ne olur?:

When he started it for the first time, he clicked the box that said “no” on the Windows licence agreement that asked him to agree to its terms. The text of this agreement states users can get a refund for the “unused products” on their new computer if they get in touch with the machine’s manufacturer.

Dave Mitchell, yeni aldığı bilgisayarında açık kaynak kodlu Linux işletim sistemini kullanmak istediğinden MS Windows lisans sözleşmesine bir güzel “hayır” dedikten sonra, lokal Dell ofisine bir dilekçe ile başvurmuş ve $106 lık geri ödeme yapılmış kendisine. Kullanılmayacak bir ürüne para ödemek pek memnun kalınacak bir durum değil ve bu memnuniyetsizliği kağıda dökmek de o kadar zor değil. Geri ödeme taleplerinin artması umalım ki tüm üreticileri etkilesin ve onlarda sattıkları ürünleri kullanıcılarının tercihlerine göre seçeneklendirsinler.

Konuyla ilgili BBC haberine şu adresten ulaşılabilir:

User refund for no Windows option
http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/6144782.stm