Archive for the ‘toplum’ Category

Sansür ve TK’ya Açık Mektup

Monday, November 10th, 2008

“Basın, yayın ve haberleşme ile sinema ve kitap yapıtlarının hükümetçe önceden denetlenmesi ya da kısıtlanması işi.” ni sözlükler sansür olarak tanımlıyor. Türkiye’de sansürün kaldırılmasının 100.yılını geride bıraktık. Sansür “resmi” olarak 1908 yılında kaldırıldı. Ama gerek aradan geçen yüzyıllık süreçte, gerekse bugün hala sansürle mücadele ediyoruz ve hala birileri ille de “sansür” ille de “sansür” diyor. Birileri için hala aradan geçen zaman sadece takvim yapraklarındaki rakamlardan ibaret kalıyor. Birileri hala tarihin yasaklanan şeylerin zaferleriyle dolu olduğunu göremiyor ve birileri hala bizim neyi görüp, neyi göremeyeceğimize karar vermek istiyor. Bir zihniyet meselesi…

Gelin bir asır öncesine ufak bir yolculuk yapalım önce:

“1908’in yaz ayları 2. Abdülhamit için zor geçiyordu.. Selanik’ten yayılan İttihatçı isyanını ne Şemsi Paşa bastırabilmişti ne Müşir Osman Paşa. Binbaşı Enver Bey ve adamları dağlardaydı..

Ayaklanmanın 40. gününde Abdülhamit geri adım attı.. Bir başka açıdan da ileriye doğru atılmış bir adımdı bu: 24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet ilan edildi.

Osmanlı Matbuat Cemiyeti adıyla örgütlenmiş gazetecilerin büyük bölümü meşrutiyeti sevinçle karşıladılar. Sansürün karşısına dikilebileceklerdi artık. 1876’dan kalma sansür kararnamesini uygulatmayacaklardı. Yani sansür memurları yayından önce gazeteleri kontrol edemeyecekti..

Meşrutiyetin ilan edildiği günün gecesinde İkdam gazetesinin sahibi Ahmet Cevdet ile Sabah Gazetesi sahibi Mihran Efendiler, gazete provalarını görmek için gelen sansür memurlarını aynı sözlerle geri çevirdiler: gazeteler hürdür, sansür yasaktır.”i

Şimdi 2008 yılındayız. Elbette kendimize yalnızca gazete ve kitapları referans alacak değiliz. Devir değişti, teknoloji gelişti. Yeni medyamız “internet”. Şimdi bu yüzyıllık bir süreç sonunda ulaştığımız noktaya bakın: 1200 küsür site sansürlü.

“Bir düne bak / Bir bugüne / Hey gidi günler hey / Az gittik uz gittik / Bir de döndük baktık ki / Dostlar / Olduğumuz yerdeydik.” Ülkemizdeki bu durumu (diğer bir çok durumu olduğu gibi) herhalde Haldun Taner’in sözleri gayet güzel özetliyor.

Türkiye’de internet sansürü uygulamak 5651 sayılı kanundan sonra o kadar kolay hale geldi ki OpenNet Initiative yazarları bu durumu şu yazıyla özetlemişler: “Three Easy Steps to Block Sites in Turkey – Türkiye’de site kapatmanın 3 kolay yoluii

Sansür konusu şimdilik bu kadarla kalsın. Konuyla alakalı başka bir durum da var. Daha önceki günlük girdimde Telekomünikasyon Kurumuna “Bilgi Edinme Kanunu” kapsamında bir dilekçe ile başvurmuştum. TK tarafından mahkeme, hakim veya savcı kararıyla yasaklanan internet sitelerinin listesine ulaşmak istediğimi bildiren bir dilekçe idi. Gelen yanıta bu adresten ulaşabilirsiniz: http://www.erhanekici.com/files/TK_Bilgi_Edinme_Cevap.html

TK’nın cevabından bir bölüm:

“Ayrıca, Başkanlığımız aracılığı dışında; Hukuk Mahkemelerince verilen erişimi engelleme kararları da diğer erişim sağlayıcılar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle erişimi engellenen tüm siteler ile ilgili Telekomünikasyon İletişim Başkanlığımızda bir envanter bulunmamaktadır.”

Şimdi 5651 sayılı kanunun ilgili maddelerine bir göz atalım:

MADDE 8

(3) Hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erişimin engellenmesi kararının birer örneği, gereği yapılmak üzere Başkanlığa gönderilir.

(4) İçeriği birinci fıkrada belirtilen suçları oluşturan yayınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde veya içerik veya yer sağlayıcısı yurt içinde bulunsa bile, içeriği birinci fıkranın (a) bendinin (2) ve (5) numaralı alt bentlerinde yazılı suçları oluşturan yayınlara ilişkin olarak erişimin engellenmesi kararı re’sen Başkanlık tarafından verilir. Bu karar, erişim sağlayıcısına bildirilerek gereğinin yerine getirilmesi istenir.

(7) Soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde, erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, kovuşturmaya yer olmadığı kararının bir örneğini Başkanlığa gönderir.

(8) Kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi halinde, erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda mahkemece beraat kararının bir örneği Başkanlığa gönderilir.

(10) Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Telekomünikasyon Kurumu’na Sorular:

1 - 5651 sayılı kanunun 8. maddesinin 3.,4.,7. ve 8. fıkraları gereği Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki tüm internet sağlayıcıları bu kanuna tabi midir?

2 – Bu kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendi “ (b) Başkanlık: Kurum bünyesinde bulunan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığını gösterir” şeklinde midir?

3 - Eğer öyleyse -ki öyle- Türkiye Cumhuryeti sınırları içinde faaliyet gösteren erişim sağlayıcılar, tüm site kapatmaları ile ilgili isteklerde, sizin denetimiz altında değil midir?

4 – 8. madde 3.fıkra gereğince erişimin engellenmesi kararının bir örneği, veya “erişim engelemeye gerek yoktur” gibi mahkeme kararlarının birer örneği gereği yapılmak üzere sizlere gönderilmiyor mu?

5 – Eğer bu kararlar elinizde yoksa veya bunlar saklanmıyorsa 5651 sayılı kanuna göre Telekomünikasyon Kurumu suç işlemiş olmuyor mu?

6 – Eğer elinizde kapatılan sitelerin birer envanteri yoksa, 8. Madde 10. fıkraya göre erişim sağlayıcıların mahkeme, hakim veya savcı kararlarını uygulayıp uygulamadığını nasıl denetliyorsunuz?

7 – Eğer elinizde envanter varsa -ki olmalı- ve buna rağmen “Bilgi Edinme Kanunu” gereği dilekçeme eksik veya yanlış cevap vermeniz suç teşkil etmez mi?

Neşeli pazartesiler,
Erhan Ekici


iSansürün Kaldırılması ve Basın Bayramı, NTVMSNBC, http://www.ntvmsnbc.com/news/165759.asp 24 Temmuz 2002

iiThree Easy Steps to Block Sites in Turkey, OpenNet Initiative Blogs, http://opennet.net/node/988, 25 Eylül 2008

TK : “Bilgi Senin Neyine”

Thursday, November 6th, 2008

E-posta kutuma internet yasaklarıyla ilgili dilekçeme istinaden gelen yanıt :

“Bir soruşturmaya esas olabilecek suç teşkil eden içerik nedeniyle erişimi engellenen sitelerin isimlerinin yayımlanması, mücadeleye ilişkin yöntemin ve bu sitelerin isimlerinin deşifresine yol açacaktır. Ayrıca internetin doğası gereği bir siteye erişimin % 100 engellemediği de dikkate alındığında, söz konusu sitelerin adlarının yayınlanması adeta suç işlenmesini teşvik etmek anlamına gelecektir..”  Telekomünikasyon Kurumu / Basın ve Tüketiciler ile İlişkiler Müşaviriliği

Bir gün eve geldiğinizi düşünün… Koltuğa kendinizi atıp kumandanızla televizyonu açıyorsunuz. Fakat bazı kanallar kapalı. Sadece yayının mahkeme kararıyla kapatıldığı yazıyor. Başka bilgi yok…

Bir gün işyerinize gittiğinizi düşünün… Masa arkadaşınız yerinde yok. Birşekilde “yok olmuş”…Bir şekilde evinden götürüldüğünü biliyorsunuz, başka bilgi yok…

Birgün gazete bayisine gittiğinizi düşünün…Hergün okuduğunuz gazete artık basılmıyor ve de dağıtılmıyor… Mahkeme kararıyla basımı durdurulmuş…

Birgün kızarkadaşınızı aramak istiyorsunuz… Hergün aradığınız arkadaşınıza bugün ulaşamıyorsunuz… Çünkü hizmet aldığınız operatör mahkeme kararıyla kapatılmış..

Bir nevi George Orwell’in 1984 romanının atmosferi gibi…Kimin niye yok olduğunu, neyin yine kapatıldığını kimse bilmiyor..Sadece “yok” oluyorlar…

Korkutucu ve korkutucu olduğu kadar da ürkütücü….

Şimdi ben sade bir vatandaş olarak yasal bir hakkımı kullanıp Telekomünikasyon Kurumu’na bir dilekçe ile başvurup bilgi talep ediyorum. Verilen cevap, kurumun ve ya kanunun yaptığından daha ürkütücü..

Ortada bir mahkeme kararı var. Fiili bir uygulama da var. Birşeyler yasaklanmış. Ama neyin yasaklandığını öğrenemiyorsunuz.. Birileri yine kendini mahkeme ve kanun yerine koyup birşeyler uyguluyorlar. Bizim bilmemiz gerekmiyor..Birileri bizim adımıza düşünüp, bizim iyiliğimiz için, bizlerden birşeyler gizliyorlar..Bilirsek şuç teşvik edilmiş olacak, bir nevi “aman reklamını yapmayalım” hali..

Eh haksız da sayılmazlar. Şimdi bana youtube’un kapatıldığını söylerlerse www.youtube.com adresine girebilirim. Es kaza malum videoları izleyebilirim. Şuç işlemiş olurum. Öğrenmemem daha uygun bulunmuş birileri tarafından..

Yetmiş milyondan gizlenen şeyin, 700 milyon kişi tarafından öğrenildiğini bizimkiler hala idrak edememiş…Eline magafon alıp, yanındaki insanın kulağına fısıldamak gibi, maksat kimseler duymasın. Komik, trajik, vahim…

Kafa kuma gömülmüş ama biryerler hala açıkta…

( TK’nın cevabının tam metnine buradan ulaşabilirsiniz )

Neşeli perşembeler,
Erhan Ekici

Sansür! Nereye Kadar?

Monday, October 27th, 2008

Ülke olarak sansür konusunda kariyerimiz oldukça parlak. Özgeçmişimiz kapattığımız gazeteler, öldürülen gazeteciler, kapatılan dergiler, sansürlenen filmler ve hapishanelerde “dinlendirdiğimiz” yazarlarımız ile doluydu. Özgeçmişimizdeki herşeyi hem teorik olarak özümseniş hem de pratik te başarı ile uygulamıştık. Velhasıl biz bu işin ustasıydık.

Resmi kariyerimiz ilk Türk gazetesi ile başladı…

İlk Türk gazetesi sayılan “Takvim-i Vekayi” için zamanın padişahı şöyle demiştir:

“Bu gazete, kutsal şeriata ve devlet düzenine dokunmama şartıyla, benim iktidarıma çok yardımcı olacaktır.”

Yine Leman Sam’ın “Anladım ki” isimli şarkısı TRT tarafından sakıncalı bulunup yayınlanmamıştı. Sakıncalı bulunan söz mü?

Bir gün hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba dedim”

Gerekçe mi?

Türk kadını tanımadığı bir erkeğe “merhaba” diyemez(miş)…

Yanlış hatılamıyorsam Metin Erksan’ın bir filmi sansürlenirken gösterilen gerekçe ise daha trajikomik…

Senaryo gereği bir uçak bir köyün yakınlarındaki bir tarlaya düşmüştür…Ama heyhat…Hiç bir Türk pilotu uçağını düşürür mü? Sansürle….

Neyse liste uzar gider, zaman değişir ama mantık aynı mantıktır….Biz sansür işinde oldukça başarılıyız!

Şimdi çok güncel bir konuya gelelim :

1-2 Yıl önce TBMM “Bilişim Suçlarıyla” mücadele etmek için bir kanun hazırladı. Kanun taslağının yanlışlığını, yanlışlıktan öte uygulamada imkansız olduğunu sivil toplum kuruluşları, internet uzmanları, bilişimciler yüksek seslerle dile getirdiler ama kararlıydık konu sansür olunca “mantık” dahil hiç bir şey bizi durduramazdı. Kanun taslağı TBMM de kabul edildi.

Bugün artık hangi siteye girsek aynı soğuk yazı bizi devlet babanın ciddiyetiyle karşılıyor:

“Bu siteye erişim mahkeme kararıyla kapatılmıştır”

Vur deyince öldürdük. Kanun yapayım derken kanunsuzluğa imza attık. Yaklaşık 1.000.000 kullanıcının günlüklerinin yer aldığı siteyi kapattık. Bir kişinin suçunun/suçsuzluğunun cezasını tüm topluma ödetmek hangi hukuk kavramıyla açıklanır bilinmez ama durum vahim. Durumun vahimliği kanundan kaynaklanıyor. Kanuna göre site kapatmalar için sadece ve sadece 8 koşul (bazıları muğlak) belirlenmiş olmasına rağmen ve bu koşullar arasında “kişilik haklarına saldırı” gibi bir madde olmamasına rağmen, bu gerekçeyle site kapatan savcı da mahkeme de alenen ve gözlerimizin içine bakarak suç işliyor.

MADDE 8- (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
1) İntihara yönlendirme (madde 84),
2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),
3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),
4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),
5) Müstehcenlik (madde 226),
6) Fuhuş (madde 227),
7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228), suçları.
b) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar.

Siz bu maddeler arasında “kişilik haklarını ihlal” gibi bir gerekçe görebiliyor musunuz?

5651nolu kanuna dayanarak “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle site kapatılmasını talep eden savcı da bunu onaylayan mahkeme de suç işlemiş olmuyor mu?

Bir kişiye ait blog/site/içerik kanuna göre uygun değil diye 1 veya 10 veya 100 milyon kişinin sitesini / blogunu kapatma nasıl bir hukuk uygulamasıdır. Okulda işlenmiş bir suç için tüm okulu mu kapatacaksınız?

TV de bir şuç işlenince tüm yayınları mı keseceksiniz? Ne farkı var…

5651 sayılı kanun…

Hukuka uygun değildir…

Teknik olarak yasağın uygulanması imkansızdır…

Kişisel yorumlamaya açıktır…

Suçta kabahati olmayan insanlar da cezanın infazından etkilenmektedir ki bu da bir suçtur…

Nasıl bir devletiz biz? Başımız kumda ..çımız sonuna kadar açık..Deve kuşu misali..

NOT : http://www.sansuresansur.org/ sitesini ziyaret ederek ve eposta listesine üye olarak konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşabilir, neler yapılabileceğini görebilirsiniz.

—-

—-

Neşeli pazartesiler,
Erhan Ekici

Ne onlar başka tanrının çocukları, ne de biz…

Monday, October 20th, 2008

“Ne senden fazlayım / Ne senden az / Aynı macerada ayrı biraz / Gözle biçim biçim / Kalple anlar içim / Ayrı gayrı olmaz / Sen yoksan ben hiçim
Aç kardelen aç / Dağın olayım, suyun olayım / Göğün olayım aç
Her çiçeğin kar altından / Güneşe giden masalında / Yaşamak yeniden tazelenir / Yeniden anlamlanır / Işığa uzanırken kardelen / Kış rüyasından / Ümidin mucizesiyle / Sevince uyanır“  / Kardelen,  Sezen Aksu

10 yıl kadar önceydi. “Bir Dinazorun Anıları” adlı kitabı okuyordum. Kitabında Mina Urgan kendi hayatının seyrini değiştiren anı şöyle anlatır: Tren ile yaptığım uzun bir yolculuk esnasında tren istasyonlardan birinde durdu. Bu sırada camdan dışarıyı izlerken bir kız çocuğu gözüme ilişti. Ayakkabıları yok, üstü başı yırtık vaziyetteydi. Mendil satmaya çalışıyordu. Benim yaşlarımdaydı. O sırada aslında o kızın orada, benimde burada olmamın tek sebebi benim biraz daha şanslı olmam, ona ise bu şansın tanınmamış olması olduğunu anladım. Yani aslında benim burda, onun ise orada olması tamamen bir tesadüftü…”

Gazetelerden gözünüze ilişmiştir belki. Fatma Korkmaz’ın hikayesi. Yeni değil hikaye hergün bu hikayelere yeni Fatmalar, Ayşeler ekleniyor Anadolu’da…Cehaletin kör karanlığında daha açamadan solan binlerce çiçekten sadece bir kaçı. Bunlar görebildiklerimiz, duyabildiklerimiz. Bir de göremediklerimiz, duyamadıklarımız var, açamadan solan kayıp çiçekler var…

Siz hiç hiç düşündünüz mü?

O Fatma Korkmaz siz de olabilirdiniz…

15 yaşında -hayatın baharı diyemeyeceğim- hayatın daha başında, cehaletin kör karanlığında kaybedildiniz mi?

Bilin ki eğer o karanlıkta kaybolmadıysanız bu sadece bir tesadüften ibaret. Sadece bir tesadüften…

Ne onlar başka tanrının çocukları, ne de biz…

Ne onlardan fazlayız, ne de onlardan az…

……

Can Dündar’ın 20 Ekim 2008 tarihli yazısından öğrendim. Bakın ne diyor Can Dündar:

<alıntı başlangıcı>
Milliyet’in 2005’te başlattığı “Baba Beni Okula Gönder” projesi biraz da bu görüntülere son verebilmek içindi. Okula giden kızları, 15’inde zoraki evlendirmek, bekâret kontrolüne göndermek kolay olmazdı çünkü…

3 yıl içinde 110 bine yakın bağışçı, bu ideale 30 milyon YTL destek verdi. Bu sayede 7156 kıza 3 yıllık eğitim bursu sağlandı. 22 yurt, 9 okul yapıldı. Kızlar orada yaşamaya başladı. 3 bini takdir ya da teşekkür aldı. 26’sı üniversiteye girdi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile bir araya gelindi, 2008-2009 öğretim yılı için kızlara gereken burs miktarı belirlendi. Gereken yıllık tutar 400 YTL idi. Yani ayda 34 lira…

Lakin kriz bastırdı. Bazı destekçiler, burs vermekte zorlandı. 7 bin burslu kızdan 2 bin 500’ünün bursu tehlikeye girdi. Bu öğretim yılı için isimleri belirlenmiş olan 2500 kızın burs ihtiyacı henüz karşılanamadı. Okulların başladığı göz önüne alındığında bu ihtiyacın çok kısa sürede giderilmesi, bu kızların ortada bırakılmaması gerekiyor. Her bir bursiyer için ayda 34 lira lazım. Bizim Naz markete sordum, “İnsan, 34 lira burs verse, neden vazgeçmesi gerekir” diye: “Bir gece rakı sofrası kurmasalar, onun iki saatlik keyfiyle bir kız okur” cevabını verdi. Bir büyük rakı, bir büyük su, biraz çerez parasına bir ay okuyor kızlar… İster Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Garanti Bankası Etiler Şubesi 6298640 No’lu YTL hesabına 1 yıllık bağış tutarı olan 400 YTL’yi tek seferde yatırın; ister “bababeniokulagönder.org” sitesinden otomatik ödeme talimatı vererek 34 YTL bağış tutarının 1 yıl boyunca her ay hesabınızdan çekilmesini sağlayın.

Fatma’ları yaşatalım! “
</alıntı sonu>

Hadi, taşın altına elimizi -gücümüz yettiğince- koyalım…

O Fatmalar, o Ayşeler biziz…

Ne onlardan fazlayız, ne de onlardan az…

Ne onlar başka tanrının çocukları, ne de biz…

Neşeli pazartesiler,
Erhan Ekici