Archive for the ‘tarih’ Category

Markopaşa - “Ne Inkılapçılık”

Friday, May 18th, 2007

Günümüzü daha iyi anlayabilmek için bazen dönüp eskiye gözatmak, eski defterleri karıştırmak insanı ilginç şeylerle karşı karşıya bırakırken günümüze kadar çok fazla şeyin de değişmediğini görmek çok iyi olmuyor. Hani bilirsiniz, gazetelerin vs..”Tarihte Bugün” başlıklı köşeleri vardır. Zamanında epey gürültü koparmış olayları bir-iki satır ile anımsatırlar. Mesela 13 Mayıs tarihi:

1940: İngiltere Başbakanı olan Winston Churchill ünlü konuşmasını yaptı: “Size kan, ter ve gözyaşından başka vaat edecek bir şeyim yok.”

Bugün daha iyi durumda sayılırız. En azından George W. Buş “kan,ter ve gözyaşı” dışında başka vaatlerde de bulunuyor: Özgürlük! Neyse efendim işte bu satırların arasında bir satır özellikle dikkatimi çekti:

1949: Yazar Rıfat Ilgaz, Cumhurbaşkanı’na hakaretten üç yıl, Mısır Kralı ve İran Şahı’na hakaretten yedi ay hapis cezasına çarptırıldı. Aziz Nesin de Mısır Kralı ve İran Şahı’na yayın yoluyla hakaretten yedi ay hapis cezası aldı.

Birazcık araştırdığımda Aziz Nesin için aynı konuda ve aynı dönemde İngiltere Kraliçesi (evet, evet geçenlerde George Buş’un “1776′dan beri aramızda” dediği II.Elizabeth’den bahsediyorum) de Aziz Nesin’e dava açmış. Ama Aziz Nesin _en azından II.Elizabeth’e hakaret hususunda_ suçsuz bulunmuş. Dava’ya konu olan yazılar’ı merak edenler aşağıdaki bağlantıdan devam edebilirler:

http://oykuleroykuculer.blogcu.com/403201/

Yukarıdaki yazılar “fırsat bulabildiği zamanlarda çıkan siyasi mizah gazetesi” Markopaşa’da yayınlanan yazılar. Derken kendimi Markopaşa,Merhumpaşa ve Malumpaşa dergilerinin yazılarını okurken buldum. (Markopaşa,Merhumpaşa ve Malumpaşa olayı bile basının durumunu ne güzel özetliyor)..

“Memleketimin siyasi havası, yüksek tempolu bir tenis maçından farksız ya bugünlerde” diye düşünürken 1940′larda nasıl olduğunu az çok özetleyen Sabahattin Ali’nin “Ne Inkılapçılık” başlıklı yazısı gözüme ilişti. Katılırsınız katılmazsınız o ayrı konu ama en azından siyasi ortamı, anlayan için özetlediğini söyleyebiliriz. Aman günümüzle ilişkilendirmeyin yazıyı. Ne alakası var canım günümüzle!

****************
Ne Inkılapçılık

İlköğretim seferberliği yapıldı. Memleketi kalkındıracak tek yol budur, dendi. Köy Enstitüleri’nde sahiden uyanık gençler yetiştirilecekti. Ümit verici adımlar atılmıştı. Bir de baktık, bu kültür yuvaları, eski medreselere rahmet okutan bir yobazlık baskısı altına alınıyor.

Teknik öğretim davasıdır diye bir reklamdır alıp yürümüştü. Milyonlar harcandı. Binalar yükseldi, yığın yığın makinalar getirildi. Bir de baktık, bu iş de uyuyuverdi.

Klasiklerin tercümesine başlanmıştı. Bütün kültür seven yurttaşlar, hür ve namuslu fikir dünyasına açılan bir pencere gibi, bunlardan temiz ve canlandırıcı bir hava alacaklardı. Bir de baktık, bu iş de yarıda bırakılıverdi. Şimdi okuma yazma düşmanları, “ciddi ve ilmi” eserler tercüme ettireceklermiş.

Hele istiklal anlayışındaki değişiklik? Davalarımızın haklılığına dayanarak, yüz milyonluk devletlerle başabaş ne vakar içinde konuşurduk. Şimdi yüzbinlik kukla devletleri etekliyoruz. Dün kovduğumuz yabancı simsarlara şimdi şaklabanlık ediyoruz. Din ile dünyayı ayırmıştık, şimdi devlet eliyle “münevver yobazı” yetiştirileceği söyleniyor. Sebilürreşatlar yeniden çıkıyor. Saymakla tükenir gibi değil ki…

Ne Inkılapçı insanlar; milletçe yirmibeş senede aldığımız yolu, yirmibeş haftada nasıl da gerisingeriye gidiverdiler.

Sabahattin Ali
Markopaşa, 24 Şubat 1947

***************

1940′larda da farklı şeylerden bahsetmiyormuşuz anlaşılan!

Yazıyı alıntılamamın sebebi günümüzdeki bazı söylemleri desteklemek veya karşı çıkmaktan ziyade günümüzün ortamı ile 1940′ların ortamını gösterebilmekti. Yok hani başka şeyler aranmasın diye…

Bağdat’ta bir ingiliz : Gertrude Bell

Monday, August 14th, 2006

Pek tanıdık gelmemiş olabilir isim. Ama şöyle anlatırsak daha rahat anlaşılacaktır : Bugün Irak’ta Zalman Halilzad isimli şaıs ne yapmaya çalışıyorsa 1900′lü yılların başında onu yapmaya çalışan bir ingiliz Gertrude Bell. Aynı zamanda ortadoğu’daki ilk kadın casus. Arabistan’lı Lawrence’in yakın dostu.

Ülke kurmanın, yönetim değiştirmenin, emperyalizmin sınır çizme oyununun bir örneğini vakti zamanında yapmış entellektüel casus. Irak’taki Amerikan işgalinde yağmalanan “Bağdat Müzesi”?nin kurucusu**.

Irak’ın nasıl kurulduğunu bilir misiniz?

Winston Churchill’in toplanmasına önayak olduğu Kahire Konferansında çizilmişti Irak’ın sınırları ve yine bu konferansta Irak’ın ilk kralı seçilmişti. (Ne seçim ama!) İlk kral haşimi sülalesinin en küçük oğulları olan Faysal’dı. Churchill’i Faysal’ın krallığına ikna eden ise Gertrude Bell’den başkası değildi. Ki ölümüne kadar da Faysal’ın danışmanlığını yaptı.

Onun Irak’ta neler yaptığını kendi günlüğünden okuyalım:

“Bu sabah tüm vaktimi Bağdat’taki ofisimde Irak’ın güney sınırlarını belirleyerek geçirdim. Çok güzel bir sabah….. Bir daha kral yaratma işine girmeyeceğim. Fazlasıyla yorucu bir iş bu…”? (Bir tiyatro repliği gibi değil mi? Vahim olan bu satırların gerçek olması)

Bugünlerde bir yerlerde birileri tarafından konferanslar toplanıyor, sınırlar çiziliyor, ülkeler bölünüyor. Ve yine bugünlerde bir yerlerde birileri tarafından bir kral değilse bile devlet başkanları yaratılıyor.

Ne dersiniz tarih tekerrürden mi ibaret yoksa!

* Konu nerden mi aklıma geldi? Bilenler bilir 3-4 yıl önce CosmoPolitik adlı bir dergi vardı.( Dergiyi kitapçılardan falan isteğimde hepsi var deyip bana CosmoPolitan uzatırlardı, bende kendimi zor tutarak “hayır Cosmopolitan değil napayım ben onu, Cosmopolitik, Comopolitik” derdim) Kısa ömürlü oldu(5-6 sayı) ama takip ettiğim güzel bir dergiydi.(Bilenler bilirler efendim). Bugün öylesine İlkbahar/Yaz 2003 sayısını karıştırıken Deniz Bayramoğlu’nun “39 Adam ve Gertrude Bell” başlıklı yazısını tekrar okudum.

** Bağdat Müzesinin yağmalanması olayını düşündüğümde, yağmaya yol açan ükenin tarihinin taş çatlasa 500 yıl, yağmalanan ülkenin ve o eserlerin ise an az 5000 yıl olması ne kadar acı bir çelişki idi. Dünya jandarması, siz yokken o yağmalanan eserler vardı.