Archive for the ‘serbest’ Category

Get Up, Stand Up

Thursday, April 28th, 2011

Protest Şarkıların Tarihi

Aretha Franklin

-

Aretha Franklin; Soul müziğin kraliçesi sayılan, Rolling Stone dergisi tarafından tüm zamanların en iyi şarkıcıları listesinde en üstlerde yer verilen,  tüm zamanların en çok albüm satan kadın sanatçılarından olan, onlarca ödül sahibi, A.B.D Başkanı Barack Obama’nın 2009  başkanlık töreninde resmi olarak şarkı söyleyen tek sanatçı.

Bob Marley; müziği sosyal konulardan fazlasıyla etkilenmiş, Reggae müziğin en çok satan albümünün sahibi, Jameika’lı sanatçı / söz yazarı.

Víctor Jara; Şili’li öğretmen, şair, sanatçı, söz yazarı, tiyatro yönetmeni. 1973’te vücuduna 44 kurşun sıkılarak öldürülen ve latin amerika’da insan hakları mücadelesinin sembollerinden biri.

Fela Kuti; Nijerya’lı aktivist, söz yazarı, şarkıcı, Afrobeat müziğinin öncülerinden. Afrika’daki politik muhalefeti, avrupa yayılmacılığının hareretli muhaliflerinden. Cenazesine Lagos’ta 1 milyon kişinin katıldığı bir figür.

The Clash; 1970’lerde siyasi içerikli bir çeşit “punk” müzik yapan, başları otorite ile derde sıkça girmiş, 80’lerde dağılmış ingiliz müzik grubu.

Bob Dylan…

ve onlarca diğer sanatçı. yukarıdakiler ve diğer onlarca sanatçının ortak noktası ise müziklerinin sosyal ve politik ortama duyarsız kalmayışı, bazen en temel hakların çiğnenmesine, bazende haksızlıklara isyan ediyor oluşları.

onlarca sanatçı ve protest müzüğin tarihi üzerine çok ilgi çekici bir dolu not. niye yalan söyleyeyim bir çoğunu ben de ilk defa duydugum sanatçı da var listede.

konu guardian, the word, q, spin ve empire’da yazılar yazan dorian lynskey’in ilginç kitabı “33 Revolutions Per Minute: A History of Protest Songs”. dünyada protest müziğin tarihine ilişkin yapılmış ilginç bir kitap. kitap ve yazar hakkında https://33revolutionsperminute.wordpress.com/about/ adresinde daha fazla bilgi mevcut.

kitaptan the nation sayesinde haberim oldu. amazondan kitap siparişini verdim ve eminim ki okuduktan sonra da burada paylaşmak isteyeceğim ilginç ve güzel şeyler çıkacak.

-

gülmeyi ve gülümsemeyi elden bırakmadığımız,

neşeli perşembeler,

“It has made it fashionable to be rude”

Sunday, April 17th, 2011

Sosyal normlar…

“It has made it fashionable to be rude”

Değişen dünya ile beraber iletişim biçiminden, sosyal alışkanlıklarımıza herşey bu değişimden nasibini alıyor. Dijital dünya ile haşır neşir olma oranımız arttıkça şimdiye kadar sürdüregeldiğimiz alışkanlıklarımız, davranışlarımız da değişiyor. Sadece bunlar değişse yine iyi bu kadar değişim beraberinde sosyal normların değişimini, nezaket / naziklik algısının değişimini de getiriyor.

ipad and life

-

Dengeyi nasıl sağlayacağız? Hem yeni sosyal iletişim biçimlerini kullanmak hem de “insani” sosyal normları bozmamak mümkün mü? Bir taraftan birileriyle sohbet ederken, diğer taraftan telefona cevap vermek, bulunduğunuz yerile ilgili bir tweet atmak karşınızdakine ne hissettirir? (ki bu davranışı son bir haftadır ben habire yapıyorum, evet evet kaba bulduğum bir davranışı şimdi ben yapıyorum :)

The New York Times’da yayınlanan şu “light” yazı konuyu güzelce özetliyor:

Keep Your Thumbs Still When I’m Talking to You

“Instead of continuing with the conversation, we all take out our phones and check them in earnest,” he said. “For a few minutes everybody is typing away. A silence falls over the group and we all engage in a mass thumb-wrestling competition between man and little machine. Then the moment passes, the BlackBerrys and iPhones are reholstered, and we return to being humans again after a brief trance.”

Sosyal ağlarda ise “to be rude” durumu daha da kolay. Normalde yapmayacağınız şeyleri yazının kolaylığı veya bir tuş tıklamasının basitliğine yenilerek yapabilirsiniz? Tuş tıklamasını basitleştikçe veya bir tweet atmak kolaylaştıkça “dijital olmayan” dünya ile bağlarımız / dikkatimiz daha da dağılıyor. Yazı da dediği gibi : “sharing is not always caring”.

-

Neşeli, neşeli  pazartesiler :)

-

Meraklısına not:  Yakın bir zamanda ev adresim değişiyor. Evet değişiklikler ve değişimler  devam ediyor :)

-

mukadderat

Saturday, March 26th, 2011

mukadderat sözlük anlamıyla yazgı demek. sözcükler ve kelimeler zihnimizde sözlük anlamlarıyla olduğu kadar kendi kişisel tarihimizdeki anlamlarıyla da varolurlar. ben “mukadderat” sözcüğünü hep ”ölüm” le bir tuttum. ne zaman “mukadderat” sözünü duyduysam, hemen ardından “ölüm” geliyor zihnimin düşünce dizgesinde. nerede “mukadderat” tan söz açıldıysa, orada bir “yokluk ve yoksunluk” hissettim hep.

“ölüm gidenler için değil kalanlar içindi”

“ölüm” ün gidenler için mi, yoksa kalanlar için mi olduğunu bilmiyorum, bildiğim; gidenler için “yokluğun”, kalanlar için de “yoksunluğun” mukadderat olduğu.

zamanın akışı yokluğun varlığına da, yoksunluğun ağırlığına da hep üstün geliyor.  ölüm, yaşamın bir parçası ve biz yaşama dair herşeye “alışıyoruz”. Hayatımızın kaydadeğer bir kısmında varolanın, bir daha hiçbir zaman hayatımızda olmayacağını bilmek…her yaşamın bir sonu, her ölümün de bir ağırlığı var, biliyoruz, ama ne kadar biliyor olsak da o sonu hemen kabullenemiyoruz.

“cesur yeni dünya” da bir sahnede aldous huxley, kuluçka ve şartlandırılma merkezinde yeni dünyanın çocuklarının ölümün doğallığına nasıl şartlandırıldığını anlatır, aynı anda da vahşi dünya’dan gelen Joe’nun, annesinin ölümüne nasıl üzüldüğünü ve isyan ettiğini de…

daha çocukluktan duymaya alıştığımız “ölüm”, gidenleri “yokluğa”, kalanları da yoksunluğa taşırken, o ‘gidenler’ ortak yaşamımızdan olmadığı sürece bizler de sanki “cesur yeni dünya” nın insanları / çocukları gibi doğal karşılarız ölümü fakat gidenler yakınlarımızdan olmaya başladıkça da her birimiz birer “Joe” oluveririz. bunu çok da garipsemiyorum, bir açıklaması vardır elbette.

-

bazı ölümlerin acısı hep yeni kalıyor…

bazı ölümlerin de acısı olmuyor işte…

iyisi mi “mukadderat” deyip çıkmak işin içinden!

-

-