Archive for the ‘linux’ Category

Gezegen’in Ayarları

Thursday, December 13th, 2007

Linux Gezegenin ayarlarında bir sorun var mı? Günlüğüme dokunmamışken, linux kategorisi altında herhangi bir yazıyı editlememişken olur olmaz pat diye ortaya çıkan bu “yazılım akademisi” girdi niye gezegende tepede duruyor. gezegenle ilgilenen arkadaslar umarım durumu düzeltir. Benim suçum yok, günahımı almayın… (evet kendimi açıklama yapmak zorunda hissettim)

IBM Yazılım Akademisi 2008 Üzerine

Sunday, October 28th, 2007

IBM Türkiye yine, yeni ve yeniden bir fikir ile ortaya çıkmış görünüyor. Daha önce Linux ve Özgür Yazılım Merkezleri açarak hedeflediği amaçlara ulaşmayı deneyen ama -şahsi kanaatim- bunda başarılı olamayan, sadece ve sadece IBM içinde bu işi yapan ekip üyelerinin kariyer basamaklarında zıplama tahtası ve şirket içi söz sahibi olma girişimlerinin sonucu olan (bkz : başarısız projeler yönetime nasıl başarılı gösterilir?) bu merkezler bildiğim kadarıyla işlevsiz ve amaçlarına ulaşamadan atıl duruma geldi bile.Her neyse şimdi yine IBM açık platformlar ve kendi arakatman ürünlerinin üniversite öğrencileri ve yeni mezun olacaklar tarafından kullanılabilmesi ve kendi ürünlerini pazarlarken “yetişmiş insan gücü”, “kendi teknolojilerine hakim çalışanlar” parametrelerini kullanabilmek için yeni bir girişim başlattı. “IBM Yazılım Akademisi 2008” adıyla duyurulan bu girişimin başlatılma sebepleri IBM Turkiye web sayfalarında şöyle açıklanmış:

“….IBM Yazılım Akademisi hakkında bir açıklama yapan IBM Türk Üniversite İlişkileri Yöneticisi Jale Akyel, “Proje, öğrencilere teorik bilginin yanında gerçek iş problemlerine çözüm getirebilecek pratik uygulama becerileri kazandırmayı hedefliyor.” dedi. Akyel, “Türkiye’deki BT sektörünü, sahip olduğu hacmin 3-4 katı kadar büyütmek ve bir endüstri haline getirmek misyonuyla yola çıktık. Pazarımızı büyütmek için üniversiteden mezun olan gençlerin iş dünyasının aradığı bilgi ve becerilere sahip olmasını sağlamamız gerek. IBM Yazılım Akademisi, öğrencilere hem uluslararası geçerliliği olacak yazılım sertifikalarına ücretsiz ulaşım imkanı verecek, hem de çalışma hayatında karşılaşacakları projelere hazırlıklı olmalarını sağlayacak. Sertifika alan ve başarılı bulunan öğrencilerin CV’lerini müşterilerimiz, IBM ve IBM Çözüm ortakları’na açacağımız bir CV veritabanına yükleyerek, iş olanakları sağlamayı planlıyoruz.” dedi.”

Bu girişime katılmak için gerekli koşullar proje için özel olarak hazırlanan web sitesinden öğrenilebilir. Hem IBM ürünleri ile tanışmak hemde piyasa ortamında yazılım geliştirme tecrübesi edinmek isteyen üniversite öğrencileri için ilgi çekici olabilir, sonuçta hem IBM yazılım ürünleri, eğitimleri söz konusu hemde IBM Türkiye çalışanlarından projeler için “e-mentor” luk almak sözkonusu. Ama şundan emin olmak gerekir ki projelerin değerlendirilme koşulları sırf geliştireceğiniz yazılımın kalitesi ile alakalı değil. Yani siz projeniz için özgür yazılımlar kullanarak, hantal veri tabanları yerine projenizi daha verimli ve hızlı yapan daha sofistike ve başarılı veritabanı sistemleri kullanarak daha başarılı olamayacaksınız. Sonuçta proje değerlendirme koşulları içinde “DB2 kullanmak, WebSphere kullanmak” gibi maddeler var.

Diğer bir nokta e-mentorluk sağlayacak IBM ve çözüm ortakları ile ilgili. E-mentorluk listesinde gerçekten alanında uzman, başarılı isimler var.

Sonuçta bir şekilde piyasa koşullarında kullanılan ve pazar payı epey yüksek olan IBM teknolojileri ile tanışmak, onları kullanmak isteyen üniversite öğrencileri için faydalı olabilecek bir girişim. Sonunun Linux Merkezleri gibi olmaması dileğiyle…

Proje Sitesi : http://www.yazilimakademisi.org/index.php

Patentler Üstüne Kısa Bir Film : Microsoft vs European Union

Tuesday, October 23rd, 2007

Ünlü Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski “A short film about killing” filminde ilginç bir konuyu ustaca işler. İnsanlarla bir türlü iletişim kuramayan kendi içine kapanık Jacek’in sebepsiz yere işlediği bir cinayetten yola çıkarak onu cinayet işlemeye iten sistemi ve Jacek’e ölüm cezası veren sisteminde aslında Jacek’ten yani bir katilden farkı olup olmadığını o enfes anlatımıyla sorar izleyenlere.

Takip edenler bilecektir Avrupa Birliği ile Microsoft firması arasındaki hukuk sürecini. Başdöndürücü bir hızla değişen teknoloji dünyasıyla kıyasladığımızda hikaye epey eski. Avrupa Birliği Microsoft firması aleyhine tekelleşme odaklı bir dava açmıştı. Dava’nın çeşitli aşamaları oldu. Birliğin rekabeti düzenleyen kanunlarına uymayan Microsoft firması bir dizi para cezası ve bu kanunlara uymamaya devam ederse pazarda yer bulamama tehdidi ile karşı karşıya kalmış, hukuk süreci ise para cezaları, bir sonraki celse vs. derken bugünlere gelmişti. Bu konuya daha önce günlükte Guardian Gazetesinden bir haberi ileterek kıyısından değinmiştik. [ AB'den Microsoft'a 9 Gün / 11.16.2006 ]

Microsoft firması, Avrupa Birliği’nin bu isteklerini -özellikle protocol, kaynak kodu, erişim bilgileri- rakip firmalarla ve özgür yazılım dünyası ile paylaşmayı reddetmiş, buna gerekçe olarakda bir takım ticaret ve patent kanunlarını göstermiş ve olsa olsa bazı bilgilerin %90′ını paylaşabileceğini ifade etmişti. Konuyla birebir ilgilenen Avrupa Rekabet Komisyonun Hollanda’lı üyesi Neelie Kroes ise ” ‘Bilginin yüzde 100′üne ihtiyacımız varken, yüzde 90′ını sağladık denmesi benim için pek etkileyici değil. Zaten bu bilgilerin bir kaç ay evvel aktarılması gerekiyordu’ diyor ve ardından da şu eklemeyi yapıp Microsoft’a gözdağı veriyordu: ”Avrupa rekabet kurallarına uyması için şirket üzerindeki baskıyı sürdüreceğim”.

Microsoft firması artan baskılar karşısında bir takım hilelere de başvurmadı değil. Mesela kendi patent ve kodlarını kullanacak firmalara bunu sağlayacağını beyan etti. Ardından ne yaptı? Elbette bunları sağladı ama ufak bir ayrıntıyla: Bu protokol ve kodları kullanmak için piyasa koşullarında epey yüksek sayılacak ücretler talep ederek.

Neyse sonuç olarak 22 Ekim 2007 tarihli Avrupa Birliği internet sitesinden ulaşılabilen Neelie Kroes’in basın duyurusunun önemli kısımlarını burada paylaşalım:

Press conference Brussels, 22nd October 2007

Ladies and Gentlemen

I want to report to you today that Microsoft has finally agreed to comply with its obligations under the 2004 Commission decision, which was upheld last month by the Court of First Instance.
….
I told Microsoft that its royalty rates were too high for the patents they claim are applicable to the interoperability information. In response, Microsoft has slashed its requested royalties for a worldwide licence, including patents from 5.95% to 0.4% - less than 7% of the royalty originally claimed.

I told Microsoft that the royalties for access to its secret interoperability information were unreasonable and had to be reduced. Microsoft has now abandoned its demand for a royalty of 2.98 % of revenues from software developed using licensed information. That percentage royalty has become a nominal, one-off payment of €10 000. This is all that has to be paid by companies that dispute the validity or relevance of Microsoft’s patents.
….
I told Microsoft that it had to make interoperability information available to open source developers. Microsoft will now do so, with licensing terms that allow every recipient of the resulting software to copy, modify and redistribute it in accordance with the open source business model.

I told Microsoft that it should give legal security to programmers who help to develop open source software and confine its patent disputes to commercial software distributors and end users. Microsoft will now pledge to do so.

Basın Duyurusunun Tam Metni - 22nd October, 2007
Introductory remarks on Microsoft’s compliance with March 2004 antitrust decision

Yazılım dünyası, hele hele, özgür yazılım dünyası için önemli olan bu gelişmeler bir yana, Avrupa Birliğini bu gibi kararlar almaya iten tekelleşme süreci hızla ilerlerken herhangi bir önlem almayan, özgür yazılım ve patentler konusunda samimi davranmayan, kendi uygulamaları sonucu oluşan durumu görüncede rekabet kurallarını uygulamayı akıl eden Avrupa Birliğini düşününce öylesine Krzysztof Kieslowski’nin filmi gelmişti aklıma…Öyle işte…

Mutlu ve güneşli salı günleri,

ODF versus OOXML (3) : Office Open XML’in Önlenebilir Yükselişi

Saturday, September 1st, 2007

Ünlü Alman tiyatro adamı Bertolt Brecht Nazi’lerin iktidara yürüyüş sürecini “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” adlı oyunla anlatır. Oyunun ismi ile bir gerçeğe özellikle vurgu yapar Brecht : Nazilerin yükselişi kaçınılmaz bir durum değil, önlenebilir bir yükselişti. Hitleri Arturo Ui ile, Alman sermaye sınıfını da karnıbahar tröstü ile eşdeğer kılarak söyler söyleyeceğini Brecht. Şimdi oturmuş, doküman formatları/standartları üzerine yazacak iken aklım yine tiyatroya kaydı. Hayra alamet olmasa gerek.

Konumuza yani doküman formatlarına dönelim biz. Open Document Format – ODF‘nin 2006 mayıs itibariyle ISO standardı olarak kabul edilmesi ertesi Microsoft kendi doküman formatınında ISO standardı olması için elinden geleni ardına koymuyor, hummalı bir çalışma içinde görünüyordu. Bu konuda günlükte daha önce çiziktirdiklemiz hikayeyi özetliyor: ODF versus OOXML ve ODF versus OOXML (2).

2 Eylül 2007 tarihinde ISO üyeleri Microsoft firmasının Office Open XML formatının ISO standardı olup olmamasını oylayacaklar. Dolayısıyla bir yanıyla çok önemli bir oylama. Aynı alanda ortak bir standard yerine iki standard olması ya da olmaması; işte bütün mesele bu.

(more…)

Lenovo & Novell - Novell & IBM - NSN & Linux Foundation

Thursday, August 9th, 2007

Siz daha RSS okuyucusunun ikonuna basmadan doluveriyor ekran. Sizinle yarışıp siz daha yeni gelenleri bitirmeden önünüze yığıveriyor bir dolu yazıyı. Önden gidince sanki boyu uzayacak bu RSS okuyucusunun. Biri bunun doğru olmadığını öğretmeli bu RSS okuyucusuna. Neyse efendim biz devam edelim. Gün geçmiyor ki (’ki’yi ayrı yazalım, TDK gezegen temsilcisinden-Didem- azar işitmeyelim) Özgür Yazılım ve Linux konusunda yeni bir gelişme yaşanmasın ve yine gün geçmiyor ki yeni anlaşmalar, yeni ortaklıklar olmasın. Neler oluyor hayatta bakalım ?

Efsane dizüstü bilgisayar modeli ve bu satırların yazıldığı sevimli aygıt olan(ben ona ‘kara kaplan’ diyorum) ThinkPad‘in SuSE Linux ile flörtü artık ciddi ve uzun erimli bir hal aldı. IBM ve Novell uygulama sunucuları pazarı için yeni bir anlaşma yaptılar. WebSphere App. Server Community Edition Jboss karşı”. Ve son olarak Nokia Siemens Network şirketinin “Linux Foundation”a katılımı ve finansal & teknik destek vaadi.

Lenovo & Novell : SuSE Linux yüklü ThinkPad’ler

Masaüstü pazarında Linux’un -özellikle- büyük kurumların ve şirketlerin masaüstlerinde- yerini sağlamlaştırmasının ve pastadan pay almasının önündeki en büyük engellerden biri olan “üretici firma desteği” nihayet son zamanlardaki gelişmelerle tarihe karışmak üzere. Önce Dell firmasının Ubuntu yüklü modelleri satışa sunması ardından da “business” kullanıcılarına hitap eden Lenova’nın SLED yüklü ThinkPad’leri çıkaracağını(T60p modeli) ve Linux için “Help Center” desteği de vereceğini açıklaması, Linux’un masaüstü pazarında yerini sağlamlaştıracağının ilk işaretleri. Evet son kullanıcı için şu anki dağıtımların hiçbir eksiği yok, fazlası da var ama “business” kullanıcıları söz konusu olduğunda şimdiye kadar durum bu kadar parlak değildi. Sürekli destek alabileceğiniz, kurumsal ve teknik mühendislik uygulamalarını çalıştırabileceğiniz ve başınız sıkışınca sağlayıcı firmayı arayıp sorununuzu çözdürebileceğiniz bir işletim sistemi “business” kullanıcılarının-daha doğrusu kurumsal ve büyük ölçekli firmaların- önceliği idi.Bunlar olmadan ağzınızla kuş tutsanız yaranamazsınız şu mendebur “kurumsal firmalara”..Dolayısıyla LenovoSLED birlikteliği kritik önemde bir adım…

IBM & Novell : Ne olacak şu WebSphere’in Hali

Novell firması SuSE’yi gözüne kestirdiğinde, büyük abisinden nakdi ve ayni yardım görmüştü hatırlayacağımız üzere. O sebeple Novell – IBM ilişkileri çok çarpıcı gelmiyor artık. Büyük abisi -big blue- şöyle yapalım diyor yapıyorlar. Böyle olsun diyor oluyor. RedHat’ın Jboss’u açık kaynak dünyasında yükselişine devam ederken IBM durur mu? Novell ile yaptıkları anlaşma gereği Novell SLES tarafında IBM WebSpehere App. Server Community Edition desteği de verecek. Hatırlatmakta fayda var: WAS CE açık kaynak kodlu bir uygulama tıpkı Jboss gibi..Bunun karşılığında Novell IBM satış ağından yine maksimum faydalanmaya devam edecek. Alan memnun veren memnun durumu…

Nokia Siemens Networks & Linux Foundations üyesi

6 Ağustos 2007 itibariyle Nokia Siemens Networks firması Linux Foundation’a üye oldu. NSN bu adım ile Linux Foundation‘a finansal ve teknik destek de sağlayacak. Böylece Carrier Grade Linux olayının da içine girecek. Telekom pazarında zaten belli alanlarda Linux işletim sistemini kullanan firma bundan sonrası içinde daha fazla Linux kullanacak. Bu umalım ki aynı zamanda GSM ve 3G için geliştirdiği aygıtların da yakın zamanda Linux kullanması anlamına gelsin. Telekom gibi rekabetçi bir pazarda gerek büyük sistemlerde gerekse gömülü sistemlerde “anlamsız şekilde” Windows kullanmak ve toplam maliyeti artırmak bunun yanında da yüksek bulunulurluğu sağlayamamak ” anlaşılır bir şey değildi zaten.

—–
Server Hoca’nın günlük girdisindeki videoyu izleyince biraz maziye gittim. Maziye götüren ise Ferha Şensoy’un “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı” adlı oyunu idi. Bakkal Abla’sıyla, Şeref’iyle, Şükrü Bey’iyle 1998-99 sezonunda zevkle oynadığımız bir oyun idi :)

Sf.net : List of 2007 categories and finalists

Wednesday, August 1st, 2007

SourceForge proje sitesi “SourceForge.net Community Choice Awards” listesini açıklamış. Listeye bakınca yalnızca 5 tanesini bildiğimi/kullandığımı görünce biraz kötü hissettim. Kapalı kaynak kodlu yazılımlarla uğraşmaktan dolayı “özgür yazlımlara” gereken ilgiyi gösterememişim :)

List of 2007 categories and finalists:

Best project: 7-Zip

Best new project: eMule and Launchy

Best tool or utility for developers: TortoiseSVN

Best project for the enterprise: Firebird

Best project for gamers: ScummVM

Best project for multimedia: Audacity

Best project for communications: phpBB

Best user support: Firebird

Best technical design: 7-Zip

Most collaborative project: Azureus

Best tool or utility for SysAdmins: phpMyAdmin

 

ODF versus OOXML (2)

Monday, July 16th, 2007

Kim demişse doğru demiş gerçekten; “Don’t let me down” şarkısını dinlerken bir şey okunmuyor, hasbelkader okunsa da bir şey anlamıyor insan okuduklarından. Hemen bu ikircikli duruma son verip kapattım müziği. Elim bile “emre itaatsizlik” yapmaya yeltendi de son anda kurtardım durumu. RSS beslemelerini okumaya devam. Son günlerin ”standartlar” dünyasında en hararetli konularının başında ODF-Open Document Format ile OOXML - Office Open XML doküman formatlarının “kapışması” var. Open Document Format bilindiği gibi ISO tarafından onaylanmış açık bir standart. (“Açık Standartlar” da ne ola ki diyenler şuradan : Açık Standart Nedir? Niçin Tercih Edilmeli ) Office Open XML ise henüz ISO onaylı bir standart olmayan ama ISO süreçlerinde halen değerlendirmesi devam eden ECMA onaylı bir doküman formatı.

Geçenlerde yine günlükte değindiğimiz, bazı kurumların ve özellikle de kamu kurumlarının (“standart ve genel kabul görmüş” formatlar konusunda hassas olan kurumların) sırayla ODF’den sonra OOXML formatını da “açık standart” olarak kabul edebileceklerini açıklamaları ODF ile OOXML arasındaki rekabeti iyice kızıştırdı. Gerek bilgi teknoloji süreçlerini basitleştirmek gerekse uyumluluk konusunda problem yaşamak istemeyen kurumlar ve organizasyonlar tercihlerini her ne kadar ODF’den kulanacaklarını açıklamış olsalarda eğer Microsoft firmasının OOXML formatı da ISO tarafından onaylacak olursa aynı alanda iki standart olacak ve yine her iki standartı desteklemek bir problem yaşatacak. (Office OpenXML neden ISO standardı olmamalı : http://www.hakanuygun.com/blog/?p=44 )

Microsoft firmasının doküman formatı konusunda son günlerde ODF’ye karşı kullandığı en güçlü argümanlardan biri de 324 sayfalık “Formula Definition” belgelerinin hazır olmasıydı. Çünkü ODF formatının “Formula Definition” belgesi henüz tamamlanmamış durumda. Buna dayanarak Microsoft firması kendi doküman formatının “açık bir standart” olduğunu, her türlü tanımlamanın ve özelliğin açık bir şekilde belgelendiğini iddia ederek ve geriye doğru uyumluluk konusunda “de facto” standart olmasının avantajını kullanarak “de jure” standart olmaya çalışıyor.

Fakat ufak bir problemi var galiba, çünkü iyi ay gibi kısa bir sürede hazırlamakla övündüğü bu “formula definition“ belgesi biraz (bilinçli veya bilinçsiz) yanlış bilgiler içeriyor. Eğer bu tanımlama belgelerine göre birseyler yaparsanız yandınız çünkü formüller sizi doğru sonuca götürmüyor.

http://www.openmalaysiablog.com/2007/07/mathematically-.html

Neyse söz konusu firma Microsoft olunca, bu gibi durumlar bizi şaşırtmıyor ama ”benim formatımda açık standard” dediği her cümlede insan kendini gülmekten alamıyor. Bundan olsa gerek ki OpenForum Europa adlı kuruluşta “önce bir açık standardın tam tanımını yapalım, öyle her önüne gelen -ben açık standardım- demesin” diyor. Haksız da sayılmazlar. OpenForum Europe adlı bu kuruluş geçenlerde “Dual Standards – More Choice or Less” isimli bir rapor yayınladı. Raporda özetle aynı alanda iki veya daha fazla standard olmasının rekabeti ve seçeneği arttırmayacağını, sektör ve son kullanıcı açısından bunun zararlı sonuçları olacağını gerekçeleriyle birlikte anlatıyorlar. “ODF varken OOXML’e ne hacet” diyorlar kısaca.

 

Etkin bir LKD için

Saturday, April 21st, 2007

En son günlük girdimimde belirtiğim ve LKD içinde devam eden son tartışmalar ışığında bazı konuları biraz daha detaylandırmanın ve elden geldiğince öneriler getirmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Gönüllü Profesyonellik ve LKD” başlığıyla yazdıklarıma sevgili Bora Güngören‘in yazdıkları eklenince ve bu tür yazıların devamının gelmesinin, nasıl bir dernek istediğimiz konusunda faydalı bir fikir alışverişinin gerçekleşmesini sağladığını düşünüyorum.

Öncelikle bir noktayı tam olarak açıklamakta fayda var. “Profesyonel” ve “amatör” kelimeleri gerek benim tam olarak belirtmememden gerekse yaygın anlamının sonucu oluşan bir yanlış anlama var. Elinden geldiğince kamu yararını gözeterek ve kuruluş amaçlarından biri olan “Özgür yazılım felsefesini“ yaygınlaştırmaya çalışan bir dernek için yaptığımız gönüllü çalışmaları “amatör” olarak nitelemekten ziyade “amatör ruh ile yapılan profesyonel çalışmalar” demeyi tercih ederim. İşte benim derneğimizde görmeyi arzuladığım sistem tam olarak bu anlayış üzerine oturuyor. Gerek dernek yönetiminde gerekse dernek üyeleri arasında “gönüllüyüz, amatör olarak bu işleri yapıyoruz” mantalitesinden biran önce sıyrılıp, açık kaynak felsefesinin yaygınlaşması için gönüllü olarak “profesyonel şekilde” çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Bir dernek olarak faaliyet yürütme niyetimizi beyan ettiğimiz anda şu soruya cevap verebiliyor olmamız gerekiyor: “Bu dernek niye gerekiyor?”. LKD nin gerek tüzüğünü gerekse kuruluş amaçlarını okuduğumuzda bu soruya nispeten tatmin edici cevaplar alabiliyoruz: “özgür yazılım felsefesinin yaygınlaşması vs.” Burada sorun yok. Ama kuruş aşamalarını tamamlayıp faaliyete geçmiş bir dernekten söz etmeye başladığımızda başka sorularda gündeme geliyor : “Bu amaçlara nasıl ulaşacaksınız?”, “hangi yöntemleri kullanacaksınız?”.

Bunların dışında bir dernek olarak “derneksel amaçlarınız” nelerdir? Derneğimizi büyütmek için, üye sayısını arttırıp, etki gücümüzü büyütebilir miyiz? Yerleşik düzene, bir dernek binasına ihtiyaç var mı? italya’daki gibi kamu yararına olmayan uygulamalar karşısında hemen hukuki yollara başvuran, sonuç alan bir dernek olabilecek miyiz? Şenlik düzenlemeyi/biz bize etkinlik yapmayı bir kenara bırakıp güncel olaylar karşısında kamuoyunu yeterince bilgilendirebilecek miyiz? Akademik kurulumuz olabilecek mi? Bu kurul belli periyodlarla raporlar yayınlayıp “özgür yazılım, açık kaynak ve açık standartlar” konusunda kamu ve toplumu bilgilendirebilecek mi? GPL v3 ün yayınlanmasını müteakip GPL v3′ün özgür yazılım dünyasına, açık kaynak dünyasına, yazılım geliştiren firmalara ve kullanıcılara, genel olarak ta sektöre olası yansımalarını bir rapor ile duyurabilecek miyiz?

Bu ve bunun gibi hedefler şu an itibariyle bize uzak görünüyor ama başarılamayacak işler değil. Yeterki dernek olarak bu ve benzeri noktalar üzerinde uzlaşabilelim. LKD yönetimi bu konuda niyet beyanında bulunsun. Bu ilk aşamayı müteakip bu hedeflere nasıl ulaşabileceğimizi, olası engelleri saptayıp bunlara çözüm bulabilelim. (“marketing” terimiyle konuşursak SWOT analizi yapalım)

Bunların dışında dernek üyelerinin tartışmasını istediğim şu noktalar var :

  • LKD Yerleşik düzene geçmeli mi? Bir dernek merkezi olmalı mı?
  • Kurumsal üyelik mekanizmasını kurarak etki alanını ve gelirlerini arttırmalı mı?
  • Amaçlarına ulaşmak için yapacağı faaliyetlerde maddi sorunlar yaşamaması için gelir elde etmeye çalışmalı mı?
  • Özellikle üniversite öğrencilerinin derneğe ilgisini ve üyeliklerini sağlamak için belli mekanizmalar kurmalı mı? (Staj olanağı sağlamak gibi)

Bu konularda şenlik esnasında insanlarla fikir alışverişi yapabileceğimiz uygun ortamlar olacağını düşünüyorum. Umarım yanılmam :)

23 Nisan’dan itibaren Kazakistan/Almata’da olacağım. Bir aksilik olmaz ise 4 Mayıs günü İstanbul’a dönüp, aynı akşam Ankara’ya şenliğe doğru yola çıkmayı planlıyorum. Umarım evdeki hesap çarşıya uyar :)

 

Gönüllü Profesyonellik ve LKD

Friday, April 13th, 2007

Yazı yazmak için ekranın karşısına oturduğumda yazmak istediğim şey belli idi. Bugun Sabahattin Ali ustanın “Bahtiyar Köpek” isimli öyküsü hakkında yazacaktım. Sabahattin Ali, hep kötü şeylerden bahsettiği, hiç mi güzel şeyler olmadığı konusunda eleştiriler alınca, alır kalemi eline başlar yazmaya…Güzel şeyler yazacaktır: Mutlu, mesut bir köpeği anlatacaktır. “Bahtiyar Köpek” isimli öykü böyle oluşur. Ama gerek Linux camiasında hararetli tartışmalar, gerekse Erkan Tekman hocamın ”prehistoryaya” yine benle başlaması başka şeyler yazmaya itiyor beni. (Erkan hocamın beklediği(benim de beklediğim) Forrester araştırmasının Pardus projesi için uygulanmasını yazacakken araya bir Paris yolculuğu girdi, ardından kronik bronşitim esir aldı beni…Sonuçta olmadı ama aklımda hocam.)

 

Milli/Ulusal tartışmaları kısır döngüsü etrafında dönen Pardus konusunu bir kenara bırakalım. Biz bugünlerde LKD’de içinde dönen tartışmalara bir göz atalım. Göz atalım göz atmasına ama ne yazacağız? Yazacak o kadar çok şey var ki? Bir taraftan bloglara yazılan “Ben ürettim, siz üretmediniz ” mealindeki cümleler, diğer taraftan garip bürakratik yöntem tartışmaları. Göz gözü görmüyor diyebileceğimiz kadar karışık tartışmalar. Bu ortam yazacak iki cümlesi olanları bile soğutmaya yetiyor maalesef.

 

16 Haziran 2005 tarihli Murat Eren‘in dernek listesine gönderdiği aşağıdaki epostayı alıntılayalım. Bundan iki yıl kadar önce bir grup LKD mensubu olarak bakın neler demişiz:

Göderen : Murat Eren
Tarih : 16 Haziran 2005
Konu : Dernek Tartışmaları – Ek Materyal

Merhabalar,

Son günlerde yoğun şekilde yapılan dernek tartışmalarına destek olmak ve insanların sorunları tarif etmesine yardımcı olur ümidiyle dernek listesi ile paylaşılmasına karar verilen, benzer konular üzerine gitmek amacıyla daha önce yapılmış ve bir öneri niteliğinde olan bir çalışma aşağıda.. Ayrıca
çalışmanın, okunurluğu çok daha yüksek olan PDF versiyonuna da [1] adresinden ulaşabilirsiniz.

[1] http://cekirdek.uludag.org.tr/~meren/lkd-nereye-gidiyor.pdf

Dernekler gibi sivil toplum örgütlerinin elbetteki gönüllüleri ile beraber ayakta kaldığı gerçeğini hep aklımızda tutalım ama yönetim-yönetme olgularının da “profesyonel gönüllülük” ilkesi çerçevesinde ele alınması gerektiğini unutmayalım. Yukarıdaki dokümanda çok genel ve temel şeyler yazıldı ve şöyle denildi :

Bu nedenle, LKD yönetiminde gördüğümüz eksikleri ve yapmamız gerekenleri listelemeye çalıştık. Yapılması gerekenleri hangi yöntemleri kullanarak gerçekleştireceğimizi ancak yapılması gerekenler üzerinde anlaştığımız zaman ayrı bir çalışma ile hazırlamayı planlıyoruz.

Ama gelin görün ki hareket planı oluşturmak bir yana amaçlar konusundaki temel yaklaşımlar bile tartışılamadı. Olayları 2 yıl geriden takip edelim. Dernek tartışmalarının yoğun olarak yapıldığı dönemden şu eposta ilmeklerini okuyalım:

http://listweb.bilkent.edu.tr/Linux/dernek/2005/Jun/0200.html

Tüm bunları ve bugünlerde dönen dernek tartışmalarını düşününce Haldun Taner’in şu sözleri aklıma geliyor:

Bir düne bak
Bir bugüne
Hey gidi günler hey
Az gittik uz gittik
Bir de döndük baktık ki
Dostlar
Olduğumuz yerdeydik.”

Tamam, olduğumuz yerde kaldığımızı söylemek kolaylığından çıkalım. Çalışmak istiyoruz, dernek adına LKD den kazandıklarımızı LKD’ye geri vermek istiyoruz. Ama temel noktalar üzerinde bile anlaşılamamış bir LKD’ye değil. “Gönüllü Profesyonellik” yaklaşımı içinde olan bir dernek hayal ediyoruz. Hayal etmekle de kalmak istemiyoruz. Kendi adıma yapıcı tartışmalara katılarak, dernek çalışma gruplarından birine en kısa zamanda tekrar girerek üretmek istiyorum ama “LKD – Nereye Gidiyoruz” başlıklı yukarıda bağlantısını verdiğim dokümandaki temel noktalarda tartışmaya, yol haritasını çizmeye, hedeflerini oluşturmaya ve bunun gereklerini yerine getirmeye niyetli insanlarla..

Erhan Ekici,

 

Rakamların dili olsa…

Monday, April 9th, 2007

Geçenlerde bir arkadaşla Linux’un desteklediği CPU sayıları, yüksek CPU sayılarında bunlardan ne kadar verimli faydalandığı üstüne ayaküstü konuştuk. Konuşmanın sebebi ise *nix ürünü satan bir firmanın sunumlarında bir takım “marketing trickleri” ile Linux’un bu konuda kendi *nix lerinin çok gerisinde kaldığını bir sunum ile arkadaşa anlatmalarıydı. Neyse lafı fazla uzatmadan bu konuda geldiğimiz son nokta süper bilgisayarların işlemci sayıları ve üzerlerindeki işletim sistemleriydi..İstatistikler bazı şeyleri gizlerler ama bazılarını da çok güzel özetlerler :)

Aşağıda Top500.org dan alınan süper bilgisayarlarla ilgili çeşitli rakamlar
————————————————————————-

OS Family Count Share % Rmax Sum (GF) Rpeak Sum (GF) Processor Sum
Linux 376 75.20 % 2014910 3195766 516189
Unix 86 17.20 % 559636 807423 142104
BSD Based 3 0.60 % 47697 53248 5888
Mixed 32 6.40 % 872226 1104103 350484
Mac OS 3 0.60 % 32989 53008 6296
Totals 500 100% 3527458.35 5213548.18 1020961

******

Operating System Count Share % Rmax Sum (GF) Rpeak Sum (GF) Processor Sum
Linux 326 65.20 % 1512976 2485198 419533
SLES 8 3 0.60 % 13695 20519 3568
Redhat Enterprise 3 1 0.20 % 6252 7488 1040
HP Unix (HP-UX) 27 5.40 % 87070 151205 35866
MacOS X 3 0.60 % 32989 53008 6296
Solaris 5 1.00 % 25821 51857 8680
UNICOS 8 1.60 % 59799 72179 8154
Super-UX 3 0.60 % 47697 53248 5888
AIX 43 8.60 % 364623 500550 75636
Tru64 UNIX 3 0.60 % 22323 31632 13768
SLES 9 25 5.00 % 287071 408755 56888
UNICOS/Linux 2 0.40 % 60480 75441 14508
CNK/SLES 9 27 5.40 % 649891 825747 294912
SUSE Linux 3 0.60 % 28034 32768 4224
Redhat Linux 4 0.80 % 26892 46742 6176
RedHat Enterprise 4 7 1.40 % 80882 130400 14776
UNICOS/SUSE Linux 3 0.60 % 161855 202915 41064
SLES 10 2 0.40 % 36273 39321 6144
SLES10 + SGI ProPack 5 5 1.00 % 22836 24576 3840
Totals 500 100% 3527458.35 5213548.18 1020961

Linux işletim sistemi bu gidişle HPC alanında birinciliği kimse bırakmayacak gibi görünüyor..
Diğer istatistikler için http://www.top500.org/stats adresine bakabilirsiniz….