Archive for the ‘acik kaynak’ Category

Servis, Açık Kaynak, Kriz ve BT Harcamaları

Sunday, November 16th, 2008

The Economist dergisinin geçen haftaki sayısında (2008 / 46) Sun ve Motorola şirketleri üzerine yazılan “Icons no more” başlıklı analiz bu firmaların karlarının azaldığını ve iş birimleri ile ilgili ciddi değişikler yapacaklarını belirttikten sonra şu cümleler ile bitiyordu:

“The troubles of these three titans suggest that the technology industry will look different after the recession. Open-source software will play a bigger role. Hardware-makers will have consolidated. And more of the industry will reside outside America, at least financially. In short, the recession will help the industry mature.”

The Economist özgür/açık kaynaklı yazılımların endüstride daha büyük bir rol oynayacağını söylerken elbetteki süregiden trendi ifade etmiş oluyor ama ekonomik krizinde diğer faktörlerle beraber Sun ve Motorola şirketlerinin dönüşümünün gerçekleşmesinde payı olacağını belirtirken ve ekonomik durgunluktan sonra teknoloji endüstrisinin değişeceğini söylerken, Sun ve Motorola ve daha bir çok şirketin ekonomik durgunluk daha başlamadan kendi iş yapış biçimlerini ve iş birimlerini yeniden yapılandırmaya başladıklarını gözardı edip, bunu söylemesi klişeden başka bir şey olmuyor. Neyse..

Görkem Çetin‘in “Kriz, açık kaynak kodlu yazılımlara yaramayacak” başlıklı değerlendirme notu / yazısı, ardından da Bora Güngören‘in aynı konudaki yorumu özgür/açık kaynak kodlu uygulamaların – özellikle ekonomik kriz dönemlerinde bilahare dillendirilen- salt maliyetleri sebebiyle tercih edilemeyeceğini belirtiyor. Bu anlamda konuya bakış klişelerin dışında ve okunmaya değer.

Gerek Görkem’in gerekse Bora’nın belirttiği temel noktalara katılmakla beraber benim üzerinde durmak istediğim asıl nokta BT harcamaları. Yani bu harcalamaların hangi kalemlerden oluştuğunu bilirsek ve hangilerinin vazgeçilmez olduğunu, hangilerinin bir kriz döneminde vazgeçilebilir olduğunu veya hangilerinin ertelenebilir olduğunu görüp krizin nereyi daha çok etkileyeceğini veya krizin açık kaynak kodlu uygulamaları veya özgür/açık kaynak yazılım geliştiren firmaları nasıl etkileyeceğine dair daha doğru çıkarımlarda bulunabiliriz. Hem böyle bir bilgiyle BT / Telekomünikasyon sektöründe iş yapan firmaların diğer firmaların BT harcamalarının hangi alanlarda yüksek olduğunu görmeside kendi iş modellerini yeniden biçimlendirmelerini sağlayabilir.

Gartner‘in 2007 sonunda yaptığı bu araştırma sektörü takip edenler için şaşırtıcı sonuçlar içermiyor. Donanım, yazılım, BT hizmetleri, haberleşme ekipmanları ve haberleşme hizmetlerinden oluşan harcamalarda donanım ve yazılım maliyetleri eskiden olduğu gibi büyük dilimi oluşturmuyor. Hizmet alımı artık bu tip harcama kalemlerinde büyük yer kaplıyor. Dolayısıyla şimdi bu resme bakıp, kriz dönemlerinde firmaların açık kaynak kodlu uygulamalara geçmesini böylece maliyetlerini hissedilir oranda düşürebileceklerini söylemek / beklemek ne kadar gerçekçi. Tabi bunu söylemek açık/özgür yazılımların maliyet avantajı olmadığı anlamına gelmiyor. Özgür/açık kaynak kodlu yazılımları tercih etmenin kapalı uygulamaları tercih etmekten daha az maliyeti olacaktır ama bu maliyet farkı ve kurumların yandaki tablodadan görüleceği gibi yazılım kalemlerinin hacmini gözönüne aldığımızda çok büyük anlamlar taşımıyor. İşte bu noktada servisler ve o servisleri sağlayanların açık kaynak kodlu uygulamalar temelinde bu servisleri sağlayabiliyor olmaları hem servis sağlayan şirkete rakipleri karşısında bir miktar maliyet avantajı sağlayacaktır hem de bu servisi alan şirkete. Ama bu tip bir dolaylı ilişkiler zinciri söz konusu olduğunda da kriz var diye firmaların özgür / açık kaynaklı uygulamaları veya servisleri tercih etmelerini beklemek gerçekçi olmuyor. Çünkü servis sağlayıcının servislerini özgür / açık kaynaklı hale getirmesi ve daha sonrada bu servisini alacak müşteri bulması, onu ikna etmesi zaten krizin süresiyle hemen hemen eşit oluveriyor.

Özgür / açık kaynak kodlu uygulamaların ve ekosistemin kendi gerçek gücünü göstermesi ve yaygınlığını / kullanılırlığını arttırması kriz dönemlerinde önceye oranla ne artacaktır ne de azalacaktır. Normal artış trendinde devam edecektir. “Cloud computing”, service outsource (mesela firmaların artık email sunucu kurulumu/bakımı/sunucusu/donanımı) gibi işlerle uğraşmak yerine bu hizmeti bir firmadan alması gibi trendleri düşündüğümüzde özgür / açık kaynak kodlu yazılımlar yaygınlaşmaya / kullanılmaya çok uygun ortamlar bulacaklardır elbette.

Neşeli pazarlar

Sansür! Nereye Kadar?

Monday, October 27th, 2008

Ülke olarak sansür konusunda kariyerimiz oldukça parlak. Özgeçmişimiz kapattığımız gazeteler, öldürülen gazeteciler, kapatılan dergiler, sansürlenen filmler ve hapishanelerde “dinlendirdiğimiz” yazarlarımız ile doluydu. Özgeçmişimizdeki herşeyi hem teorik olarak özümseniş hem de pratik te başarı ile uygulamıştık. Velhasıl biz bu işin ustasıydık.

Resmi kariyerimiz ilk Türk gazetesi ile başladı…

İlk Türk gazetesi sayılan “Takvim-i Vekayi” için zamanın padişahı şöyle demiştir:

“Bu gazete, kutsal şeriata ve devlet düzenine dokunmama şartıyla, benim iktidarıma çok yardımcı olacaktır.”

Yine Leman Sam’ın “Anladım ki” isimli şarkısı TRT tarafından sakıncalı bulunup yayınlanmamıştı. Sakıncalı bulunan söz mü?

Bir gün hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba dedim”

Gerekçe mi?

Türk kadını tanımadığı bir erkeğe “merhaba” diyemez(miş)…

Yanlış hatılamıyorsam Metin Erksan’ın bir filmi sansürlenirken gösterilen gerekçe ise daha trajikomik…

Senaryo gereği bir uçak bir köyün yakınlarındaki bir tarlaya düşmüştür…Ama heyhat…Hiç bir Türk pilotu uçağını düşürür mü? Sansürle….

Neyse liste uzar gider, zaman değişir ama mantık aynı mantıktır….Biz sansür işinde oldukça başarılıyız!

Şimdi çok güncel bir konuya gelelim :

1-2 Yıl önce TBMM “Bilişim Suçlarıyla” mücadele etmek için bir kanun hazırladı. Kanun taslağının yanlışlığını, yanlışlıktan öte uygulamada imkansız olduğunu sivil toplum kuruluşları, internet uzmanları, bilişimciler yüksek seslerle dile getirdiler ama kararlıydık konu sansür olunca “mantık” dahil hiç bir şey bizi durduramazdı. Kanun taslağı TBMM de kabul edildi.

Bugün artık hangi siteye girsek aynı soğuk yazı bizi devlet babanın ciddiyetiyle karşılıyor:

“Bu siteye erişim mahkeme kararıyla kapatılmıştır”

Vur deyince öldürdük. Kanun yapayım derken kanunsuzluğa imza attık. Yaklaşık 1.000.000 kullanıcının günlüklerinin yer aldığı siteyi kapattık. Bir kişinin suçunun/suçsuzluğunun cezasını tüm topluma ödetmek hangi hukuk kavramıyla açıklanır bilinmez ama durum vahim. Durumun vahimliği kanundan kaynaklanıyor. Kanuna göre site kapatmalar için sadece ve sadece 8 koşul (bazıları muğlak) belirlenmiş olmasına rağmen ve bu koşullar arasında “kişilik haklarına saldırı” gibi bir madde olmamasına rağmen, bu gerekçeyle site kapatan savcı da mahkeme de alenen ve gözlerimizin içine bakarak suç işliyor.

MADDE 8- (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
1) İntihara yönlendirme (madde 84),
2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),
3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),
4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),
5) Müstehcenlik (madde 226),
6) Fuhuş (madde 227),
7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228), suçları.
b) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar.

Siz bu maddeler arasında “kişilik haklarını ihlal” gibi bir gerekçe görebiliyor musunuz?

5651nolu kanuna dayanarak “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle site kapatılmasını talep eden savcı da bunu onaylayan mahkeme de suç işlemiş olmuyor mu?

Bir kişiye ait blog/site/içerik kanuna göre uygun değil diye 1 veya 10 veya 100 milyon kişinin sitesini / blogunu kapatma nasıl bir hukuk uygulamasıdır. Okulda işlenmiş bir suç için tüm okulu mu kapatacaksınız?

TV de bir şuç işlenince tüm yayınları mı keseceksiniz? Ne farkı var…

5651 sayılı kanun…

Hukuka uygun değildir…

Teknik olarak yasağın uygulanması imkansızdır…

Kişisel yorumlamaya açıktır…

Suçta kabahati olmayan insanlar da cezanın infazından etkilenmektedir ki bu da bir suçtur…

Nasıl bir devletiz biz? Başımız kumda ..çımız sonuna kadar açık..Deve kuşu misali..

NOT : http://www.sansuresansur.org/ sitesini ziyaret ederek ve eposta listesine üye olarak konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşabilir, neler yapılabileceğini görebilirsiniz.

—-

—-

Neşeli pazartesiler,
Erhan Ekici