Düşler, Gerçekler ve Çember
Vakit öğleyi bulmuştu. Pencereden az da olsa kış güneşi kendini göstermiş, belli belirsiz içeri hüzmelerini göndermeyi başarmıştı. Odanın sessizliğini dışarıdan gelen araba sesleri ve yakındaki ilkokuldan yükselen çocuk sesleri bozuyordu sadece. Akşamdan kalan sarı renkli antika gece lambası artık kendisine ihtiyaç kalmadığını, günle beraber kendisinin sorumluluğunun bugünlük bittiğini söylercesine etrafı aydınlatmadan, anlamsız anlamsız yanıyordu. Yoldan geçen itfaiye arabalarının telaşlı siren sesi bir bıçak gibi uykusunu kesti. Gözlerini açıp tavana dogru uzun uzun, belli belirsiz baktı, bir süre sonra aceleyle komodine elini uzatıp saati aldı. Başını hafifçe komodine doğru çevirdi. Ne kadar zamandır uyuduğunu, ne kadar geç kaldığını anlamaya çalışıyordu. Saati tam görebilmek için elini değil, başını saate uydurmaya çalıştı. Son zamanlarda hissediyordu gecikeceğini, garip bir şekilde, belki de çoktan geciktiğini ansızın gelen bir hisle anlıyor fakat bir süre sonra o his gizemli bir kuş gibi uçup gidiyor, yerine hayatın gerçekleri dedikleri, hergün yapılan, ne zaman başladığı ve ne zaman biteceği bilinmeyen o anlamsız ritüeller kalıyordu.
Gözünün önüne çocukluğu geldi. Daha 12-13 yaşlarında bir çocukken, komşuları Raif beyi izlerken duyulacak kadar yüksek bir sesle söyleyivermişti : “Raif1 amca, benim senin gibi bir hayatım olsun istemem” diye. Raif bey her sabah elinde kahverengi deri çantası, üzerinde gri takım elbisesiyle bahçe kapısının önündeki kaldırımdan yürüyerek işine gider, akşam olunca da yine aynı yoldan evine dönerdi. Pazar günleri hariç hergün tekrarlanan bu sahneyi izleye izleye sabah saatın kaç olduğunu veya akşam yemeği vaktinin geldiği oradan takip eder olmuştu. Raif bey biraz içine kapanık, ama insanlarda gülümsemesini eksik etmeyen, etrafta da kötü bilinmeyen hatta iyi sayılabilecek bir adamdı. Raif beyin bu döngüsünü gördükçe hergün biraz daha fazla kafa yormaya çalışıyordu hergün aynı şeylerin olmasına, aynı yoldan yürünmesine, aynı saatlerde aynı insanlara selam verilmesine. Sonunda bir gün Raif efendinin arkasından o sözleri söyleyivermişti.
Bu kaçınılmaz gibi görünen çemberin nerede başladığını bir türlü hatırlayamıyor, hafızasını elinden ve yüreğinden gelen tüm gayret ve istek ile zorluyor fakat başaramıyordu. Birşeyler yakalar gibi olduğunda seviniyor ama az sonra yakaladığı zamanın öncesinin de çemberin üzerinde olduğunu anlayınca suratı asılıyor, bir sigara yakıyordu. Dumanı üflüyor hemen ardından dumanı eliyle dağıtmaya çabalıyordu sanki dumanı dağıtabilirse bu düşünceler de dağılacak ve bir an olsun rahat bir nefes alabilecekti. Bir yerlerden başlamıştı, hatırlamıyordu ama nerede biteceğini biliyor, onu bilmenin dayanılmaz ağırlığıyla başa çıkmaya çabalıyordu.
İzlediği filmler, okuduğu kitaplar geliyordu aklına. Hep aynı yeri gösteren kısımları belleğinde yer etmişti. Yüksek sesle tekrar etmeye başladı:
“insanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü”2
“Eğer birini tanımak istiyorsan, onun hayallerini öğrenmelisin”3
Bu son cümleyi söyler söylemez bir an durakladı. Etrafındaki insanlar ve kendisini düşündü. Ne etraftakilerin ne de kendisinin hayalleri kalmıştı. O hayalleri neyin karşılığında feda etmişti. Yüzü acıya boğuldu. Yüksek sesle devam etti :
“Bu bakış açısı Profesör’ün hayatını altüst etmiş, çevresine bir kale gibi ördüğü güvenlik unsurları onu boğar olmuştu şimdi. Çünkü biliyordu ki ömrünün sonuna kadar aynı evde oturacak, aynı koltukta televizyon izleyecek, aynı lokantalarda yemek yiyecek, aynı kişileri görecek, aynı sözleri söyleyecek ve sonunda bir gün çılgın bir ambulansla hergün geçtiği sokaklardan geçerek hep gittiği hastaneye götürülüp orada ölecekti; ya da hastaneye gitmeye fırsat kalmadan, o Dunlopillo yatak ya da Ligne Roset koltuklardan birine yığılıp kalacaktı. Dolayısıyla evine onca severek aldığı yatak ve mobilya birer konfor ve zevk aracı olmaktan çıkıp, geçici bir tabuta dönüşüyordu. Aysel’le bir sorunu yoktu, hatta onu seviyordu da; ama kaderini görmeye dayanamıyordu. Ve ağlıyordu.”4
Bir süre sustu. Tekrar Raif beyi düşündü. Saate son bir kez daha baktı. Gecikmişti.
Tam 15 yıl gecikmişti..
1Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali / YKY
2Babam ve Oğlum / Çağan Irmak
3Arizona Rüyası / Emir Kustirica
4Mutluluk / Zülfü Livaneli / Remzi Kitapevi
————————
Erhan Ekici,
4 Aralık 2007, Salı




