Kırmızı Motosiklet

Devasa boyutlardaki binanın camdan yapılmış otomatik açılan kapısının önünde neşeli neşeli birbiriyle konuşup, gülüşüyorlardı. Üzerlerinde mavi ve beyaz tişörtleri, kısa kesilmiş siyah saçları ve afacan bakışlarıyla öylece duruyor, abi ve ablaları yaşlarındaki insanlarla aynı kuyruğa girmiş bekleşiyorlardı. Henüz oniki - onüç yaşlarındaydılar. Bekledikleri büyük bir alış-veriş merkezinin girişindeki güvenlik kontrolü ve onun uzayan sırasıydı. Mesai bitimi zamanıydı. İnsanlar akın akın alış-veriş merkezine yemek yemeye, birşeyler almaya veya sadece oturup birer kahve içmeye geliyorlardı. Öten alarmlar, hızlı hızlı konuşan insanların sesi ve güvenlik görevlilerinin “lütfen tekrar geçelim” uyarıları birbirine karışıyor, garip, anlamsız bir uğultu halini alıyordu. Sıra uzadıkça uzuyor, iki kafadar da kendi aralarında neşeli ve heyecanlı konuşmalarına devam ediyorlardı. Arada beyaz tişörtlü ve hafif tombul olan sıradan çıkıp kuyruğa bakıyor, dönüp gelirken de sağ elini havada sallayarak “ooo bu kuyruk Baykal partiden gidene kadar bitmez” diyordu arkadaşına. Belli ki ya abisinden ya da babasından duymuştu bu “politik” lafı…

Güvenlikten geçmelerinin epey vakitlerini alacağını anlayınca da sırayla ilgilenmeyi bırakıp harıl harıl konuşmaya daldılar. Ne öten alarmlar ne de girişten yükselen uğultu umurlarındaydı. Mavi tişörtlü ve biraz daha zayıf olan beyaz tenli çocuk diğerine az ötedeki güvenlik görevlisinin yanındaki K9 kurt köpeğini göstererek ne kadar güzel göründüğünü, köpekleri çok sevdiğini ve kendisininde büyüyünce köpek besleyeceğini söylüyordu. Ardından bu sıkıcı sırada beklemelerinin yegane amacı olan içeride onları bekleyen şeyden konuşmaya başladılar. Mavi tişörtlü ve biraz daha zayıf olan çocuk, ileride o şeyi almaktan başka birşey istemeyeceğini, onun gece rüyalarına girdiğini, gördüğü zaman arkadaşının da ondan başka birşey düşünmeyeceğinden emin olduğunu söylüyordu. Sözünü ettikleri ünlü bir markanın yeni çıkardığı, reklam amacıyla alış-veriş merkezinin ortasındaki alanda sergilenen son model kırmızı bir motosiklet idi. Mavi tişörtlü ve biraz daha zayıf olan, arkadaşına geçen hafta ailesi ile buraya geldiğinde içeride gördüğü ve bir daha aklından çıkmayan bu “kırmızı motosikleti” gösterecekti. Ondan söz ettiği her an heyecanlanıyor, sanki onun üstüne binmiş ve onu sürüyormuş gibi hissediyordu. Sınıflarında hoşlandığı ama kendisine pek yüz vermeyen Damla’nın onu bu motosikletle görmesini çok istediğini, bunu görünce gelip kendisiyle konusacağını ,belki kim bilir, bu motosiklete binip beraber uzaklara gideceklerini tüm doğallığıyla anlatıyor, kırmızı motosiklet ve Damla kelimelerini her söyleyişinde gözünde bir parıltı oluşuyordu.

Mavi tişörtlü biraz daha zayıf olan çocuk, arkadaşına heyecanlı heyecanlı bunları anlatırken o bitmek bilmez sıra yavaş yavaş ilerlemiş güvenlikten geçmelerine ve o göz kamaştırıcı kırmızı motosikleti görmelerine sadece iki kişi kalmıştı. Güvenlik cihazı ötmeden öndeki iki kişi de kontrolden geçmiş sıra iki kafadara gelmişti. Beyaz tişörtlü ve biraz tombul olan ileriye doğru bir adım atmıştı ki birden durdu. Yolunun üzerine bir panzer çıkmışcasına irkildi, ardından güvenlik görevlisinin donuk sesi duyuldu: “Tek misiniz, aileniz yanınızda mı?”. Tek başlarına, yanlarında aileleri olmadan gelmişlerdi. Öyle ya, sırf kırmızı motosiklete bakabilmek için hergün ailelerini buraya getiremezlerdi, aileleri de gelmez hatta kendisine kızabilirlerdi. Beyaz tişörtlü ve biraz tombul olanı “hayır, tek geldik” dedi. Güvenlik görevlisi aynı donuk sesle : “aileniz olmadan giremezsiniz. Yasak” dedi. İçeri giremeyeceklerini anladıklarında yüzlerinde o az önceki neşe ve heyecan yerini hayal kırıklığı ve çaresizliğe bıraktı. Bir an öylece kaldılar. Sonra mutsuz suratlarla yavaş yavaş geri dönüp, alış-veriş merkezinin önünde öylece beklediler. Alış-veriş merkezi yönetimi kuru kalabalık yaratmasınlar, içeride alış-veriş yapıp eğlenen kabarık cüzdanlı ultra steril-elit-izole tüketici güruhunu rahatsız etmesinler diye çocukları içeri almama kararı almıştı. Haksız da sayılmazlardı hani tek başına bir çocuğun cüzdanı ne kadar kabarık olabilirdi ki? Onların olsa olsa kocaman hayalleri olurdu, kocaman cüzdanları değil!

—–

Profilo Alış-Veriş Merkezi ailesi olmadan gelen çocukları içeri almıyor. Muhtemelen potansiyel müşteri olmadıklarından, deli gibi kullanacakları kredi kartları olmadıklarından ve gereksiz yer kapladıklarından. Yarın bugün de cebinde parası olmayanları veya kredi kartı limiti 3-5 milyardan aşağı olanları almamaya başlarlar. Aferim profilo avm, aferim…

Leave a Reply