Archive for October, 2007

IBM Yazılım Akademisi 2008 Üzerine

Sunday, October 28th, 2007

IBM Türkiye yine, yeni ve yeniden bir fikir ile ortaya çıkmış görünüyor. Daha önce Linux ve Özgür Yazılım Merkezleri açarak hedeflediği amaçlara ulaşmayı deneyen ama -şahsi kanaatim- bunda başarılı olamayan, sadece ve sadece IBM içinde bu işi yapan ekip üyelerinin kariyer basamaklarında zıplama tahtası ve şirket içi söz sahibi olma girişimlerinin sonucu olan (bkz : başarısız projeler yönetime nasıl başarılı gösterilir?) bu merkezler bildiğim kadarıyla işlevsiz ve amaçlarına ulaşamadan atıl duruma geldi bile.Her neyse şimdi yine IBM açık platformlar ve kendi arakatman ürünlerinin üniversite öğrencileri ve yeni mezun olacaklar tarafından kullanılabilmesi ve kendi ürünlerini pazarlarken “yetişmiş insan gücü”, “kendi teknolojilerine hakim çalışanlar” parametrelerini kullanabilmek için yeni bir girişim başlattı. “IBM Yazılım Akademisi 2008” adıyla duyurulan bu girişimin başlatılma sebepleri IBM Turkiye web sayfalarında şöyle açıklanmış:

“….IBM Yazılım Akademisi hakkında bir açıklama yapan IBM Türk Üniversite İlişkileri Yöneticisi Jale Akyel, “Proje, öğrencilere teorik bilginin yanında gerçek iş problemlerine çözüm getirebilecek pratik uygulama becerileri kazandırmayı hedefliyor.” dedi. Akyel, “Türkiye’deki BT sektörünü, sahip olduğu hacmin 3-4 katı kadar büyütmek ve bir endüstri haline getirmek misyonuyla yola çıktık. Pazarımızı büyütmek için üniversiteden mezun olan gençlerin iş dünyasının aradığı bilgi ve becerilere sahip olmasını sağlamamız gerek. IBM Yazılım Akademisi, öğrencilere hem uluslararası geçerliliği olacak yazılım sertifikalarına ücretsiz ulaşım imkanı verecek, hem de çalışma hayatında karşılaşacakları projelere hazırlıklı olmalarını sağlayacak. Sertifika alan ve başarılı bulunan öğrencilerin CV’lerini müşterilerimiz, IBM ve IBM Çözüm ortakları’na açacağımız bir CV veritabanına yükleyerek, iş olanakları sağlamayı planlıyoruz.” dedi.”

Bu girişime katılmak için gerekli koşullar proje için özel olarak hazırlanan web sitesinden öğrenilebilir. Hem IBM ürünleri ile tanışmak hemde piyasa ortamında yazılım geliştirme tecrübesi edinmek isteyen üniversite öğrencileri için ilgi çekici olabilir, sonuçta hem IBM yazılım ürünleri, eğitimleri söz konusu hemde IBM Türkiye çalışanlarından projeler için “e-mentor” luk almak sözkonusu. Ama şundan emin olmak gerekir ki projelerin değerlendirilme koşulları sırf geliştireceğiniz yazılımın kalitesi ile alakalı değil. Yani siz projeniz için özgür yazılımlar kullanarak, hantal veri tabanları yerine projenizi daha verimli ve hızlı yapan daha sofistike ve başarılı veritabanı sistemleri kullanarak daha başarılı olamayacaksınız. Sonuçta proje değerlendirme koşulları içinde “DB2 kullanmak, WebSphere kullanmak” gibi maddeler var.

Diğer bir nokta e-mentorluk sağlayacak IBM ve çözüm ortakları ile ilgili. E-mentorluk listesinde gerçekten alanında uzman, başarılı isimler var.

Sonuçta bir şekilde piyasa koşullarında kullanılan ve pazar payı epey yüksek olan IBM teknolojileri ile tanışmak, onları kullanmak isteyen üniversite öğrencileri için faydalı olabilecek bir girişim. Sonunun Linux Merkezleri gibi olmaması dileğiyle…

Proje Sitesi : http://www.yazilimakademisi.org/index.php

Patentler Üstüne Kısa Bir Film : Microsoft vs European Union

Tuesday, October 23rd, 2007

Ünlü Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski “A short film about killing” filminde ilginç bir konuyu ustaca işler. İnsanlarla bir türlü iletişim kuramayan kendi içine kapanık Jacek’in sebepsiz yere işlediği bir cinayetten yola çıkarak onu cinayet işlemeye iten sistemi ve Jacek’e ölüm cezası veren sisteminde aslında Jacek’ten yani bir katilden farkı olup olmadığını o enfes anlatımıyla sorar izleyenlere.

Takip edenler bilecektir Avrupa Birliği ile Microsoft firması arasındaki hukuk sürecini. Başdöndürücü bir hızla değişen teknoloji dünyasıyla kıyasladığımızda hikaye epey eski. Avrupa Birliği Microsoft firması aleyhine tekelleşme odaklı bir dava açmıştı. Dava’nın çeşitli aşamaları oldu. Birliğin rekabeti düzenleyen kanunlarına uymayan Microsoft firması bir dizi para cezası ve bu kanunlara uymamaya devam ederse pazarda yer bulamama tehdidi ile karşı karşıya kalmış, hukuk süreci ise para cezaları, bir sonraki celse vs. derken bugünlere gelmişti. Bu konuya daha önce günlükte Guardian Gazetesinden bir haberi ileterek kıyısından değinmiştik. [ AB'den Microsoft'a 9 Gün / 11.16.2006 ]

Microsoft firması, Avrupa Birliği’nin bu isteklerini -özellikle protocol, kaynak kodu, erişim bilgileri- rakip firmalarla ve özgür yazılım dünyası ile paylaşmayı reddetmiş, buna gerekçe olarakda bir takım ticaret ve patent kanunlarını göstermiş ve olsa olsa bazı bilgilerin %90′ını paylaşabileceğini ifade etmişti. Konuyla birebir ilgilenen Avrupa Rekabet Komisyonun Hollanda’lı üyesi Neelie Kroes ise ” ‘Bilginin yüzde 100′üne ihtiyacımız varken, yüzde 90′ını sağladık denmesi benim için pek etkileyici değil. Zaten bu bilgilerin bir kaç ay evvel aktarılması gerekiyordu’ diyor ve ardından da şu eklemeyi yapıp Microsoft’a gözdağı veriyordu: ”Avrupa rekabet kurallarına uyması için şirket üzerindeki baskıyı sürdüreceğim”.

Microsoft firması artan baskılar karşısında bir takım hilelere de başvurmadı değil. Mesela kendi patent ve kodlarını kullanacak firmalara bunu sağlayacağını beyan etti. Ardından ne yaptı? Elbette bunları sağladı ama ufak bir ayrıntıyla: Bu protokol ve kodları kullanmak için piyasa koşullarında epey yüksek sayılacak ücretler talep ederek.

Neyse sonuç olarak 22 Ekim 2007 tarihli Avrupa Birliği internet sitesinden ulaşılabilen Neelie Kroes’in basın duyurusunun önemli kısımlarını burada paylaşalım:

Press conference Brussels, 22nd October 2007

Ladies and Gentlemen

I want to report to you today that Microsoft has finally agreed to comply with its obligations under the 2004 Commission decision, which was upheld last month by the Court of First Instance.
….
I told Microsoft that its royalty rates were too high for the patents they claim are applicable to the interoperability information. In response, Microsoft has slashed its requested royalties for a worldwide licence, including patents from 5.95% to 0.4% - less than 7% of the royalty originally claimed.

I told Microsoft that the royalties for access to its secret interoperability information were unreasonable and had to be reduced. Microsoft has now abandoned its demand for a royalty of 2.98 % of revenues from software developed using licensed information. That percentage royalty has become a nominal, one-off payment of €10 000. This is all that has to be paid by companies that dispute the validity or relevance of Microsoft’s patents.
….
I told Microsoft that it had to make interoperability information available to open source developers. Microsoft will now do so, with licensing terms that allow every recipient of the resulting software to copy, modify and redistribute it in accordance with the open source business model.

I told Microsoft that it should give legal security to programmers who help to develop open source software and confine its patent disputes to commercial software distributors and end users. Microsoft will now pledge to do so.

Basın Duyurusunun Tam Metni - 22nd October, 2007
Introductory remarks on Microsoft’s compliance with March 2004 antitrust decision

Yazılım dünyası, hele hele, özgür yazılım dünyası için önemli olan bu gelişmeler bir yana, Avrupa Birliğini bu gibi kararlar almaya iten tekelleşme süreci hızla ilerlerken herhangi bir önlem almayan, özgür yazılım ve patentler konusunda samimi davranmayan, kendi uygulamaları sonucu oluşan durumu görüncede rekabet kurallarını uygulamayı akıl eden Avrupa Birliğini düşününce öylesine Krzysztof Kieslowski’nin filmi gelmişti aklıma…Öyle işte…

Mutlu ve güneşli salı günleri,

Kırmızı Motosiklet

Saturday, October 20th, 2007

Devasa boyutlardaki binanın camdan yapılmış otomatik açılan kapısının önünde neşeli neşeli birbiriyle konuşup, gülüşüyorlardı. Üzerlerinde mavi ve beyaz tişörtleri, kısa kesilmiş siyah saçları ve afacan bakışlarıyla öylece duruyor, abi ve ablaları yaşlarındaki insanlarla aynı kuyruğa girmiş bekleşiyorlardı. Henüz oniki - onüç yaşlarındaydılar. Bekledikleri büyük bir alış-veriş merkezinin girişindeki güvenlik kontrolü ve onun uzayan sırasıydı. Mesai bitimi zamanıydı. İnsanlar akın akın alış-veriş merkezine yemek yemeye, birşeyler almaya veya sadece oturup birer kahve içmeye geliyorlardı. Öten alarmlar, hızlı hızlı konuşan insanların sesi ve güvenlik görevlilerinin “lütfen tekrar geçelim” uyarıları birbirine karışıyor, garip, anlamsız bir uğultu halini alıyordu. Sıra uzadıkça uzuyor, iki kafadar da kendi aralarında neşeli ve heyecanlı konuşmalarına devam ediyorlardı. Arada beyaz tişörtlü ve hafif tombul olan sıradan çıkıp kuyruğa bakıyor, dönüp gelirken de sağ elini havada sallayarak “ooo bu kuyruk Baykal partiden gidene kadar bitmez” diyordu arkadaşına. Belli ki ya abisinden ya da babasından duymuştu bu “politik” lafı…

Güvenlikten geçmelerinin epey vakitlerini alacağını anlayınca da sırayla ilgilenmeyi bırakıp harıl harıl konuşmaya daldılar. Ne öten alarmlar ne de girişten yükselen uğultu umurlarındaydı. Mavi tişörtlü ve biraz daha zayıf olan beyaz tenli çocuk diğerine az ötedeki güvenlik görevlisinin yanındaki K9 kurt köpeğini göstererek ne kadar güzel göründüğünü, köpekleri çok sevdiğini ve kendisininde büyüyünce köpek besleyeceğini söylüyordu. Ardından bu sıkıcı sırada beklemelerinin yegane amacı olan içeride onları bekleyen şeyden konuşmaya başladılar. Mavi tişörtlü ve biraz daha zayıf olan çocuk, ileride o şeyi almaktan başka birşey istemeyeceğini, onun gece rüyalarına girdiğini, gördüğü zaman arkadaşının da ondan başka birşey düşünmeyeceğinden emin olduğunu söylüyordu. Sözünü ettikleri ünlü bir markanın yeni çıkardığı, reklam amacıyla alış-veriş merkezinin ortasındaki alanda sergilenen son model kırmızı bir motosiklet idi. Mavi tişörtlü ve biraz daha zayıf olan, arkadaşına geçen hafta ailesi ile buraya geldiğinde içeride gördüğü ve bir daha aklından çıkmayan bu “kırmızı motosikleti” gösterecekti. Ondan söz ettiği her an heyecanlanıyor, sanki onun üstüne binmiş ve onu sürüyormuş gibi hissediyordu. Sınıflarında hoşlandığı ama kendisine pek yüz vermeyen Damla’nın onu bu motosikletle görmesini çok istediğini, bunu görünce gelip kendisiyle konusacağını ,belki kim bilir, bu motosiklete binip beraber uzaklara gideceklerini tüm doğallığıyla anlatıyor, kırmızı motosiklet ve Damla kelimelerini her söyleyişinde gözünde bir parıltı oluşuyordu.

Mavi tişörtlü biraz daha zayıf olan çocuk, arkadaşına heyecanlı heyecanlı bunları anlatırken o bitmek bilmez sıra yavaş yavaş ilerlemiş güvenlikten geçmelerine ve o göz kamaştırıcı kırmızı motosikleti görmelerine sadece iki kişi kalmıştı. Güvenlik cihazı ötmeden öndeki iki kişi de kontrolden geçmiş sıra iki kafadara gelmişti. Beyaz tişörtlü ve biraz tombul olan ileriye doğru bir adım atmıştı ki birden durdu. Yolunun üzerine bir panzer çıkmışcasına irkildi, ardından güvenlik görevlisinin donuk sesi duyuldu: “Tek misiniz, aileniz yanınızda mı?”. Tek başlarına, yanlarında aileleri olmadan gelmişlerdi. Öyle ya, sırf kırmızı motosiklete bakabilmek için hergün ailelerini buraya getiremezlerdi, aileleri de gelmez hatta kendisine kızabilirlerdi. Beyaz tişörtlü ve biraz tombul olanı “hayır, tek geldik” dedi. Güvenlik görevlisi aynı donuk sesle : “aileniz olmadan giremezsiniz. Yasak” dedi. İçeri giremeyeceklerini anladıklarında yüzlerinde o az önceki neşe ve heyecan yerini hayal kırıklığı ve çaresizliğe bıraktı. Bir an öylece kaldılar. Sonra mutsuz suratlarla yavaş yavaş geri dönüp, alış-veriş merkezinin önünde öylece beklediler. Alış-veriş merkezi yönetimi kuru kalabalık yaratmasınlar, içeride alış-veriş yapıp eğlenen kabarık cüzdanlı ultra steril-elit-izole tüketici güruhunu rahatsız etmesinler diye çocukları içeri almama kararı almıştı. Haksız da sayılmazlardı hani tek başına bir çocuğun cüzdanı ne kadar kabarık olabilirdi ki? Onların olsa olsa kocaman hayalleri olurdu, kocaman cüzdanları değil!

—–

Profilo Alış-Veriş Merkezi ailesi olmadan gelen çocukları içeri almıyor. Muhtemelen potansiyel müşteri olmadıklarından, deli gibi kullanacakları kredi kartları olmadıklarından ve gereksiz yer kapladıklarından. Yarın bugün de cebinde parası olmayanları veya kredi kartı limiti 3-5 milyardan aşağı olanları almamaya başlarlar. Aferim profilo avm, aferim…

Ardımda Rüzgar Var, Elimde Hep Küçük Şeyler..

Friday, October 5th, 2007

En korktuğum anlar hep böyle başladı. Çocuk ruhum, serseri aklım ve pervasız yüreğim elbirliğiyle yine esir aldı beni. Onların sözü dinlenecek bugün. Havada yağmur damlaları birbiri peşi sıra yarışarak toprağa kavuşmanın çocuksu sevinciyle çığlık çığlığa geliyorlar üstüme. Yüzümde garip bir gülümseme ile yukarı bakıyorum, ellerim havada, kulaklarımda müzik, içim nehir dışım rüzgar olmuş koşuyorum. Koştukça tadını yakalıyorum rüzgarın, yağmurun ve müziğin…Islanıyorum, sırılsıklam olmak istiyorum…Ardımda rüzgar, elimde yaşam…

Küçük Şeyler / Bülent Ortaçgil
…….
hep büyük düşler, büyük düşler peşinde koştuğumuz
sonra nerdeyiz diye içinde kaybolduğumuz
hep büyük düşler elimle tutamadığım
hiç görmediğim, yaşamadığım
büyük düşler hepsi de küçücük şeyler
bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren

hep küçük şeyler bizi savaştıran
küçük şeyler bizi barıştıran
hep küçük şeyler seni sevdiğim
küçük şeyler seni üzdüğüm
küçük şeyler hepsi minicik şeyler
bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren