Archive for May, 2006

IDC - RDBMS Pazar Araştırması

Saturday, May 27th, 2006

IDC Firmasının “Worldwide Relational Database Management Systems (RDBMS) Market Surge in 2005″ araştırmasında açık kaynak kodlu ilişkisel veritabanları ile ilgili bilgilerde yer aldı. Açık kaynak kodlu ilişkisel veritabanlarının RDBMS pazarındaki payları henüz çok ufak olsa da yarattığı etki hiç de öyle değil.

IDC Firması analistlerinden Colleen Graham’ın açık kaynak veritabanları ile ilgili yorumu ise şöyle: “Açık kaynak kodlu ilişkisel veritabanları fonksiyonellik ve ölçeklenebilirlik açısından gelişmeye, ilerlemeye devam ediyor, DBMS’ler için ara yazılımlar geliştiren firmalarda bu ürünlere destek vermeye başladı”

Açık kaynak kodlu yazılımın yararlarını hepimiz biliyoruz. Açık kaynak kodlu yazılımların dolaylı olarak bir de mevcut oyuncuları lisanslama ve ücretlendirme politikalarını değiştirmek zorunda bırakması da RDBMS gibi büyük bir pazarın müşterileri için iyi bir haber olsa gerek.

—–

Sonunda sinemaya gidebildim. Eleştirmenler beğenmemiş olsa da “Da Vinci Şifresi” iyi bir polisiye-gerilim filmi olmuş. Eleştirmenler burun kıvırmaya devem edebilirler :)

“Bilgisayar Türkçesi”, Radikal 2, Sayı 503

Monday, May 22nd, 2006

Radikal İki ekinin 503. sayısında ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalışan Çağrı Öztürk’ün “Bilgisayar Türkçesi” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Yazıyı okuyabilmeniz için 24.05.2006 tarihini bekleyip, http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=5884 internet adresine gitmeniz yeterli(Veya dünkü Radikal Gazetesini edinebilirsiniz). Neyse konumuza dönelim. Çağrı Öztürk bu yazısında “20 yıl sonra gramofon muamelesi görecek teknolojilere verdiğimiz isimleri, yazılarımıza bulaştırıp edebiyatımızı eskimeye meyillendirmenin ne anlamı var?” diyerek, Türkçe yazılım sorununu bir “hastalık” olarak nitelendiriyor, ardından da bunun niye hastalık olduğunu kendi çapında gerekçelendirmeye uğraşıyor. “uğraşıyor” diyorum çünkü yazı uğraştan öteye gidemiyor, muallak, garip gerekçeler öne sürüyor. Mesela “ ‘command prompt’ u niye ‘komut istemcisi’ olarak çeviriyoruz, babam için her ikisi de anlamsız üstelik dil için de hiç estetik durmuyor” gibi akademik(!), bilimsel(!) tezler öne sürebiliyor. “Başarım”, “ağ geçidi” gibi kelimeler karşısında Türkçe sevgisinin “katmerlenmediğinden”, çirkin bulduğundan söz ediyor.

Yazar en can alıcı yorumunu ise şöyle dillendiriyor: “…Yani özetle bilgisayar teknolojisinde rekabetçi olabilmek istiyorsak yerelleşmenin değil, globalleşmenin destekçisi olmamız ve bu trende de kendimizi adapte etmemiz gerekiyor, trendi kendi keyfimize uydurmak yerine.”

Çağrı Öztürk’ün bu yorumları için söylenebilecek çok şey var. Bunlardan bir tanesi de şu meşhur globalleşme ile ilgili. Bilim dünyasında hakeza yazılım dünyasında globalleşebilmenin yolu yerelleşmekten geçmektedir. Yerelleşemeyen, yerelleştirilmeyen global olabilir mi? Her alanda olduğu gibi bilgisayar dünyasında da “global olalım, neyse öyle bilelim, çevirmenin anlamı yok. “command prompt” ise biz de öyle diyelim. Ha komut istemcisi ha command prompt ne fark eder” diyenler hep olacaktır. Ama bunu diyenlerin azınlık mı, çoğunluk mu olacağı bizlerin çabalarına, çalışmalarına bağlı unutmayalım.

Sinema için “sadece hareketli resim” demek ne kadar doğruysa, globalleşmeyi de sadece “ingilizce” ye indirgemek o kadar doğru olur.

Ne demişti rahmetli Uğur Mumcu: “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz”…

Red, isyan, kabullenme ve unut(ama)ma!

Sunday, May 21st, 2006

Psikologlar bazı sancılı süreçleri çok kısa ve öz olarak ifade ederler. Bireylerin aşmakta/kabullenmekte zorlandıkları yaşam olaylarına karşı sergiledikleri tepkileri bir kaç adımda formule ederler…Benimkisi de öyle galiba..

Sanki ölüme yatmış hasta gibiydim. Umutsuzluğun en son düşünülmesi gereken ama en ilk akla gelen durum olması gibi, ya da hani “tamam buraya kadar, herşey bitti!” düşüncesinin çok kısa ama o kadar da etkili kendini hissettirmesi gibiydi. Ter üstüne ter basıyordu her yanımı, çok korkunç bir kabusun en bunallttığı an gibiydi her geç(emey)en saniye. Sonra, sonraları düşünmeye başlamak istemek…

Önce reddediyorsun, inkarın en hasını sergilemeye başlıyorsun…Ama attığın her adım toprağı değil, yüreğini eziyor kabul etsen de etmesen de…Sonra, isyan kendi içinde, sonucu değiştirmeyeceğini bile bile isyan kendi kendine…Bir adım ilerisine ulaştırıyor süreç seni: Kabullenme…Ama acı bir kabullenme…
Unutma süreci ise son evre oluyor psikolojik süreci özetleyen…

…………

Yeni uyandım kabustan. Her yeri sarmışlardı, her yer yeşil renkli idi ama ormadaki yeşil değil acı bir yeşildi bu gördüğüm….

Ben askerden döndüm…Yine, yeni, yeniden “merhaba hayat” :)